<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-3613824965636374023</id><updated>2012-02-16T17:57:06.636-08:00</updated><title type='text'>Özhan Özgün</title><subtitle type='html'>...</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://ozhanozguny.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3613824965636374023/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozhanozguny.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Özhan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10008779048669561584</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>22</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3613824965636374023.post-7880660902246310805</id><published>2010-07-19T07:35:00.000-07:00</published><updated>2010-08-29T11:53:55.250-07:00</updated><title type='text'>FUAT SAKA "LAZUTLAR"DAN İBARET DEĞİL...</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_xnAZ_0hHJOo/TEShe0Vcz0I/AAAAAAAAAts/t3LAoc3w72c/s1600/Fuat_saka.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5495694996115607362" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 148px; CURSOR: hand; HEIGHT: 146px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_xnAZ_0hHJOo/TEShe0Vcz0I/AAAAAAAAAts/t3LAoc3w72c/s200/Fuat_saka.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Nasıl Carl Orff deyince “Carmina Burana”, Theodorakis deyince “Zorba”, Zülfü Livaneli deyince “Hey Özgürlük” adlı şarkılar geliyorsa Fuat Saka deyince ise aklımıza 1997 yılında yayınladığı ve Karadeniz müziğini yoz sanatçıların elinden kurtarıp devamını getirdiği “Lazutlar” serisi geliyor. Lazut kelimesi Lazcada “mısır” anlamına geliyor. Lazutlar albümünü dinleyince “Karadeniz “ müziği buymuş, yıllardır kandırılmışız diyesi geliyor insanın…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fuat Saka 1997 yılında Lazutlar serisinin ilk albümünü yayınlıyor Karadeniz müziğini elektronik ses ve ritmden oluşan orgun etkisinden kurtarıp yeni yorumlar, ritmler karadenize özgü tulum, kemençe ve bunun yanısıra klarnet, elektro gitar, ilk defa kullandığı 12 telli gitar, bas gitar gibi yeni enstrümanlarla yeniden yorumluyor. Bunun yanında Karadeniz müziği külliyatına yeni besteler ekliyor. Böylece Karadeniz müziğini daha geniş kitlelere ulaştırmayı başarıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fuat Saka adını Lazutlar serisi ve Karadeniz müziğiyle duymamız Fuat Saka’nın diğer tarzlarda yaptığı albümlerine haksızlık ettiğimiz hissini uyandırıyor. Fuat Saka’nın müziğinin Lazutlar’dan ibaret olmadığını görüyoruz arşivini ve müzik yolculuğunu inceleyince…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1952 yılında doğmuş, çocukluğu Trabzon'da bol şarkılı, türkülü bir evde geçmiş, ilk müzik eğitimini yaylı tambur çalan babasından alan Fuat Saka lise yıllarında Karadeniz Teknik Üniversitesi'ne dışarıdan gelen arkadaşlarının ve Amerikalılar'ın yayın yaptığı Boztepe radyosunun etkisiyle Batı müziğine yöneliyor. Rolling Stones ve Beatles dinlemeye başlayan Fuat Saka akordeon, davul, bağlama ve gitar çalmayı öğreniyor. Liseden sonra Eğitim Enstitüsü okumak için İstanbul’a gelen Fuat Saka akşamları okul harçlığını çıkarmak için barlarda bateri çalmaya başlıyor arada Edip Akbayram ve Selda Bağcan’ın konserlerinde çıkıp kendi bestelerini seslendiriyor. 1979 yılına geldiğinde albüm yapacak kadar beste yapıyor ve 1980 askeri darbesiyle beraber ülkeye terk etmek zorunda kalan sanatçının profesyonel anlamda müzik hayatın Avrupa’da devam ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fuat Saka Türkiye’de yarıdan kalan müzik yolculuğuna 1982 yılında Avrupa’da yayınladığı “Yıkılır Zulümün Tüm Kaleleri” adlı albümüyle devam ediyor. Albüm Ruhi Su’nun öncülük ettiği&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_xnAZ_0hHJOo/TESiIECNeqI/AAAAAAAAAt0/W3F9mjClBGE/s1600/nenni.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5495695704704514722" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 136px; CURSOR: hand; HEIGHT: 139px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_xnAZ_0hHJOo/TESiIECNeqI/AAAAAAAAAt0/W3F9mjClBGE/s200/nenni.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; halk türkülerinin yeniden yorumlanmasıyla oluşan “Yeni Şarkı,Yeni Türkü” ekolünün sürdürücüsü niteliğinde şarkılar içeriyor. Albümde Nenni, Geyik Avı ve Mapushane Çeşmesi gibi türkülerin yanı sıra Sabahattin Ali, Ahmed Arif ve Nazım Hikmet şiirlerinden besteler bulunuyor. Avrupa’da bağlamanın yanı sıra kendi ev stüdyosunda Danimarkalı,Alman,Şilili,Yunanistanlı,Amerikalı, ve İrlandalı müzisyenlerle çalışma imkanı buluyor. “Ayrılık Türküsü” ve Nazım Hikmet’in şiirlerini bestelediği “Kerem Gibi” adlı albümüyle özgün veya protest müzik diye nitelenen müzik tarzının ilk eserlerini verirken ondan sonra gelecek sanatçılara öncülük ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1987 yılında yayınladığı “Sevdalı Türküler” adlı albümünde halk türkülerini seslendiriyor. 1988 yılında, Türkiye’den Avrupa’ya göçü anlatan “Kenardaki Ray” abümünü yayınlıyor. Ardından 1991 yılında yayınladığı “Semahlar ve Deyişler” albümünde Anadolu’da söylenen semah ve deyişleri kendine has yorumuyla yeniden yorumluyor. “Şiirce” adlı albümünde Murathan Mungan, Yaşar Miraç, Atilla İlhan ve 13 Türkiyeli şairin şiirlerini besteliyor. 1994 yılında yayınladığı “Torik Balıklar Ülkesinde” adlı albümünde çocuklar için şarkı ve şiirler besteliyor. Ardından tiyatro sanatçısı Demir Gökgöl ile beraber Nazım Hikmet’in şiirlerinden oluşan şiir albümü hazırlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_xnAZ_0hHJOo/TESil6MYP_I/AAAAAAAAAt8/hCgos7Y5aCs/s1600/z5by2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5495696217458884594" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 125px; CURSOR: hand; HEIGHT: 132px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_xnAZ_0hHJOo/TESil6MYP_I/AAAAAAAAAt8/hCgos7Y5aCs/s200/z5by2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;1998 yılında Karadenizden Akdenize geçiyor ve Akdenizin sıcağını ve müzik tarzını sergileyen bestelerin oluştuğu “Sen” adlı canlı kayıt yaptığı albümünü sevenleriyle paylaşıyor. “Lazutlar 3” albümünden sonra komşumuz Yunanistan’lı sanatçılarla ortak çalışarak “Lazutlar Livera” adlı albümünde Nikos Paoazoğlu’nun sevilen “Kaneis Edo Den Tragouda” ya da “Baglamadaki” olarak bilinen şarkıya Türkçe sözler yazıyor ve Yunanistanlı sanatçı Maria Farantouri ile beraber “Nesini Söyleyim” adlı şarkıyı yorumluyor. Bunun yanında albümde “Çakırcalı” isimli Ege Yöresinin “zeybek” tarzında eser veriyor. Hamburg’da geçirdiği sürgün günlerini “Bir Sürgünün Not Defteri” adlı albümde topluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaptığı müziklerle bir kültür elçisi gibi çalışan Saka, uluslararası bir çok solo konser verdi ve Almanya, Fransa, Danimarka ve Türkiye’den birçok müzisyenle çalıştı. Müzik hayatını İstanbul - Hamburg - Paris üçgeninde sürdüren sanatçının grubu Alman, Amerikalı, Gürcü ve Azerbaycanlı müzisyenlerden oluşuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanat hayatı “Lazutlar” ve Karadeniz müziğinden ibaret olmayan sanatçının yeni projelerini ve müzik tarzlarını sabırsızlıkla bekliyoruz... &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3613824965636374023-7880660902246310805?l=ozhanozguny.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozhanozguny.blogspot.com/feeds/7880660902246310805/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3613824965636374023&amp;postID=7880660902246310805' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3613824965636374023/posts/default/7880660902246310805'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3613824965636374023/posts/default/7880660902246310805'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozhanozguny.blogspot.com/2010/07/fuat-saka-lazutlardan-ibaret-degil.html' title='FUAT SAKA &quot;LAZUTLAR&quot;DAN İBARET DEĞİL...'/><author><name>Özhan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10008779048669561584</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_xnAZ_0hHJOo/TEShe0Vcz0I/AAAAAAAAAts/t3LAoc3w72c/s72-c/Fuat_saka.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3613824965636374023.post-5905606022583753675</id><published>2008-12-17T10:38:00.000-08:00</published><updated>2010-08-29T11:54:30.766-07:00</updated><title type='text'>ŞİDDET KIZIL GÜLLERİNİ AÇTI...</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_xnAZ_0hHJOo/SUlHgO7COgI/AAAAAAAAAkk/CoFHIGNA4CY/s1600-h/Resim.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5280830657155709442" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 111px; CURSOR: hand; HEIGHT: 161px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_xnAZ_0hHJOo/SUlHgO7COgI/AAAAAAAAAkk/CoFHIGNA4CY/s400/Resim.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;Edebiyat Öğretmeni Sedat ŞEN'in "Şiddetin Kızıl Gülleri" adlı öykü/anlatı türündeki ilk kitabı Diyalektik Yayınları tarafından yayınlandı.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;"Çocukluk dönemine ait yedi anlatıdan oluşan bu kitap; Karadeniz'deki Rumların ve muhacir edilen Türklerin trajedilerinden başlayarak günümüze dek uzanan yakın tarih kesitlerini doğrudan ya da dolaylı biçimde barındırır. Her anlatı, yazarın sistemden kopuşundaki bir yada birden çok köşetaşını içierirken bizi toplumsal bir hesaplaşmaya, dönüşmeye de zorlar.Anlatılan sizin de tarihiniz olur böylece.Akıcı, yer yer şiirselliğe varan anlatımı var kirabın. Kalem duygu sağanağında ağlar, isyan çığlıklarında kükrer, sivri ucuyla mizaha dönüşürken gülümser. "*&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;*Kitabın arka kapağından alınmıştır.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3613824965636374023-5905606022583753675?l=ozhanozguny.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozhanozguny.blogspot.com/feeds/5905606022583753675/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3613824965636374023&amp;postID=5905606022583753675' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3613824965636374023/posts/default/5905606022583753675'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3613824965636374023/posts/default/5905606022583753675'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozhanozguny.blogspot.com/2008/12/iddet-kizil-gllerini-ati.html' title='ŞİDDET KIZIL GÜLLERİNİ AÇTI...'/><author><name>Özhan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10008779048669561584</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_xnAZ_0hHJOo/SUlHgO7COgI/AAAAAAAAAkk/CoFHIGNA4CY/s72-c/Resim.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3613824965636374023.post-2367132197072189366</id><published>2008-10-29T00:15:00.000-07:00</published><updated>2008-11-02T07:31:54.222-08:00</updated><title type='text'>BİLMEZDİM HAKLARIMIN OLMADIĞINI HASTA OLMADAN ÖNCE ...</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;Özel” bir hastanede 3 hafta önce endoskopi için bugün saat 11:00'a randevu aldım. Randevuya 10 dakika önce gelmem istendi, bunun yanında endoskopiden bir gün önce saat 20:00'dan sonra yemek yememem gerektiği, randevu günü ise su içmemem gerektiği soylendi. Buraya kadar her şey normal endoskopi için randevu alan her hastaya yapılan uygulamalar. Fakat randevu günü gelip çattığında söylendiği üzere 10 dakika önce Endoskopi Ünitesinin önünde hazır bulunduğumda Genel Cerrahtan muayene olmak için fiş kesmem gerektiği söylendi, "randevum var muayene" olmayacağım dahiliye uzmanı yönlendirdi" dememe rağmen fiş kesmem gerektiği söylendi. Saat 11:00 olduğunda saat 09:00'a endoskopi randevusu alan hastanın henüz endoskopiye alınmadığını öğrenince şaşırdım. O zaman benim endoskopim de sarkacaktı. Bekleyiş başladı, tabii açlık ve susuzluk da...&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;Saat 09:00'a randevu alan hasta saat 12:30 sularında aç ve susuz bir biçimde endoskopiye alındı. Saat 13:30 sularında endoskopiden çıktı. Ben beklemekteyim “1,5 saatlik sarkmadan bir şey çıkmaz” diyerek sekretere endoskopiye girmem gerektiğini söyledim. Sekreter “biraz bekleyin alacağız efendim”den başka bir şey söylemedi, " 3 saattir bekliyorum" dediğimde böyle bir şey olamaz fiş kesme saatiniz belli" dediğinde saat 11:00'a randevu aldığımı belirttim. Cevap daha şaşırtıcıydı "haa evet siz randevu alıp gelmiştiniz” oldu... Saat 14:00 olduğunda açlık ve susuzluktan ne yapacağımı şaşırmış bir biçimde 'beni endoskopiye ne zaman alacaksınız' dan başka kelimeler çıkamadı ağzımdan...&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;Yetkili kişi endoskopi aletinin sterilizasyonu olduğunu yarım saat beklemem gerektiğini söylediğinde bir şok daha yaşadım. Beklemek üstelik randevu aldığım halde beklemek gücüme gidiyordu. Fakat randevu verenlerin randevulu hasta olduğumdan ya haberleri yoktu ya da haberleri yokmuş gibi davranıyorlardı.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;Her ne kadar "özel" hastanede olsa sonuçta hastalara hizmet verdiğinden bu konuyu bir hasta olarak Hasta Hakları Birimi'ne bildirme gereği hissedip Danışma'ya doğru aç, susuz, bitkin ve kızgın bir biçimde varıp "Hasta Hakları Birimi"nin yerini sorabildim. Danışmadaki personel "ne birimi halkla ilişkiler" mi dediğinde Hasta Hakları Birimi olmadığını üzülerek fark ettim. Danışmadaki personel bir şikayetiniz varsa "dilek ve şikayet kutusu"na atınız dedi şaşırarak, galiba ilk defa bir "hasta" hakkını aramış ve "hasta hakları" birimini sormuştu.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;Orhan Veli’nin “bilmezdim şarkıların bu kadar kifayetsiz olduğunu bu derde düşmeden önce” dizesini “bilmezdim haklarımın olmadığını hasta olmadan önce”ye çevirerek kağıdı katlayıp “dilek ve şikayet” kutusuna attım.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Ardından koridora giderken. "hasta" mı yoksa "müşteri" mi olduğumu sorgulamaya başladım aç, susuz bir biçimde. Hastane 5 yıldızlı otel konforunda dizayn edilmişti. Endoskopi randevum olmasaydı, yemek ve su yasaklanmamış olsaydı "bal dök yala" deyimini kullanabilirdim hastane için... Çevreme baktığımda koca koca televizyonlarda "Hastanemizin uzman hekimlerinin" boy boy fotograflarının döndüğü, en büyük ve kaliteli hastane olduğu reklamlarını gördüm. Memnuniyetimiz için her olanak sağlanmıştı. Fakat ne duvarda, ne yerde, ne tavanda (o ruh haliyle her yeri inceledim) "Hasta Hakları"yla ilgili ne bir poster, ne bir afiş, ne bir duyuru vardı. Ki olmasını beklemek de sadece aç ve susuz kalmış birinin saflığı olurdu. Fakat olamazdı ben bu binada ne kadar aç ve susuz bırakılmış ve bekletilmiş olsam da, her yere fark ücreti ödemiş olsam da bir HASTAydım, MÜŞTERİ değildim. Hastaneye gelme amacım hizmetlerden ve güleryüzden memnun kalıp evime huzur içinde gitmek değildi. Her hasta gibi tetkiklerimi, teşhisimi, tanımı ve tedavimi almaya gelmiştim. Bundan doğan bir çok haklara sahiptim. Fakat hasta haklarının hiç bir yerinde randevudan 3 saat geçmesine rağmen aç, susuz bir biçimde bırakılıp güleryüzlü bir biçimde "bekleyiniz sizin de sıranız gelecek, sizi de alacağız, sizi sona bıraktık efendim" denilip yapılan tetkiklerin bir "lütuf" gibi gösterilmesi hakkına rastlamamıştım.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;Endoskopiye girdiğimde bağırıp çağıracak ve “bu böyle olmaz” türünden serzenişlerde bulunmayı planlamıştım fakat benim bekletilmemi ve haklarımın ihlalinin bütün sorumluluğunu hekim ve yeni deyimle hekimdışı personele yüklemeyi sağlık sisteminde çalışmam durumunda sistemin hekimdışı personeli! olacak biri olarak ya da açlığın vermiş olduğu tükenmişlikle haksızlık olarak gördüm. Sağlık sisteminin çökmesini bu iki kişi sağlamamıştı, hastanede hasta hakları biriminin olmayışından da onlar sorumlu değildi, bir dokunsam onların da türlü haksızlıklara uğradığını dinleyecektim belki de… O yüzden endoskopinin selahiyetini sağlamak için susmaya karar verdim.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Ardından endoskopi vakti geldi çattı, ne hemşire, ne de doktor randevuyu 4 saat geciktirip beklettikleri için açıklama yapma gereği hissetmeden en az konuşan hasta ünvanını bana vererek aralarında şakalaşmaya başlayıp güler yüzlü hizmet anlayışına devam ettiler. Bilerek ya da bilmeyerek işlerini yapıyorlardı bu sistemde maalesef “müşteri memnuniyeti”.. Sessizliğimi bozup "açlıktan konuşamıyorum" dediğimde ise yaptığım sitemi espri olarak algılayarak güler yüzlü hizmete devam ettiler. Tetkikten önce güler yüzlü hizmetten başka ne bilgilendirilmiş onam ne de bilgilendirilmemiş onam ya da bir yere usul yerini bulsun diye bir imza atma faslı olmadı. Direk güler yüzle endoskopi başladı.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;Uzandığım yerde ben de gülmeye başladım. Doktor "yakında bu makinaların tetkik anında hastanın zihnini okuyan tipleri çıkacak, böylece neden güldüğünü anlarız" deyip güleryüzlü hizmete devam etti.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Acaba zihni okuyan makine olsaydı ve ; sağlıkta yıkımın başladığı ve maalesef bittiği, hasta diye bir tabirin kalmadığı yerine "müşteri"nin başladığı, hasta haklarının yerini "müşteri memnuniyetine" bıraktığı, doktor ve zaten komik bir terim olan hekimdışı personelin müşterinin memnuniyetini en üst düzeyde tutmak için didindiği, hasta hakları olmayan bir yerde hekim ve hekimdışı personel haklarının da olmayacağını ekrana aktarsaydı hala gülmeye devam edecek miydi ?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;Maalesef Sağlıkta Yıkımı ne hastalar ne de hekimler ne de hekimdışı! personel durdurabildi. Ama her yıkım yeni bir derlenişin habercisidir. Hastanın sadece "hasta", hekimin sadece "hekim" ve hekimdışı personelin ekip elemanı ve ekibin ayrılmaz bir parçası olduğu yeni bir sağlık sisteminin kuruluşu ve sağlanması için haklarımıza yeniden sahip çıkmanın tam zamanıdır diye düşündüm aç, susuz, yorgun, üzgün ama gelecekten umutlu halimle…&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;NOT: Sedyede aklımdan geçip beni buruk bir gülümsemeye sürükleyen çağrışımlar; "hasta hakları" - "müşteri memnuniyeti"; sağlıkta yıkım", SSGSSS, "bilgilendirme" , "ticarethane", "hastane" ," ve en son açlığımdan dolayı "kestane" …&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;___________________________________________&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;Bu yazı Hasta ve Hasta Yakını Derneği(HAYAD) &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.hayad.org.tr/"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;www.hayad.org.tr&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt; ve Sosyal Hizmet Uzmanı Web Sitesi &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.sosyalhizmetuzmani.com/"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;www.sosyalhizmetuzmani.com&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt; sitesinde yayınlanmaktadır.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3613824965636374023-2367132197072189366?l=ozhanozguny.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozhanozguny.blogspot.com/feeds/2367132197072189366/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3613824965636374023&amp;postID=2367132197072189366' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3613824965636374023/posts/default/2367132197072189366'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3613824965636374023/posts/default/2367132197072189366'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozhanozguny.blogspot.com/2008/10/bilmezdim-haklarimin-olmadiini-hasta.html' title='BİLMEZDİM HAKLARIMIN OLMADIĞINI HASTA OLMADAN ÖNCE ...'/><author><name>Özhan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10008779048669561584</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3613824965636374023.post-5168095690691993902</id><published>2008-09-11T11:06:00.000-07:00</published><updated>2008-09-21T09:54:54.254-07:00</updated><title type='text'>BAŞKENTİN KARINCALARI</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_xnAZ_0hHJOo/SMlfTTpR1KI/AAAAAAAAAWU/iCzNfMUdryk/s1600-h/60178.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5244828026345215138" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_xnAZ_0hHJOo/SMlfTTpR1KI/AAAAAAAAAWU/iCzNfMUdryk/s400/60178.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;span style="font-family:arial;color:#660000;"&gt;&lt;strong&gt;ARABALILAR, KAĞIT TOPLAYICILARI YA DA YAYGIN TANIMLAMAYLA SOKAK TOPLAYICILARI, YANİ ATIK MADDE İŞCİLERİ... TÜRKİYE'NİN HEMEN HER KENTİNDE ATIK MADDELERİ TOPLAYARAK, SINIFLANDIRARAK VE SATARAK YAŞAMA TUTUNMAYA ÇALIŞIYORLAR. YOKSULLUĞUN HÜKÜM SÜRDÜĞÜ DİĞER ÜLKELERDE OLDUĞU GİBİ, TÜRKİYE'DE DE ATIK MADDELERİN TOPLANMASI VE GERİ KAZANIM İÇİN HAZIRLANMASI YOKSULLARIN YAŞAM MÜCADELESİNİ TEMSİL EDİYOR. BAZEN GECELERİ KARŞILAŞIYORUZ ONLARLA BAZEN DE SABAHIN ERKEN SAATLERİNDE, ÇEKİNGEN GÖZLERLE İZLEYEREK YANLARINDAN GEÇİYORUZ.. BU ÇALIŞMADA. ATIK MADDE İŞCİLERİNİN YAŞAM MÜCADELESİNİ VE ENFORMEL ATIK MADDE SEKTÖRÜNÜN İŞLEYİŞİNİ, ATIK MADDE İŞCİLERİNİN KENDİ ANLATIMLARIYLA AKTARMAYA VE BİLİNMEYEN DÜNYALARINA BİR PENCERE AÇMAYA ÇALIŞIYORUZ.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:Arial;color:#660000;"&gt;.................................................................................................&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:Arial;color:#660000;"&gt;KÜNYE:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;Yayınevi: &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.bilgikare.com/results.php?yayinevi_id=2556"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;Maya Akademi&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;Yazar: &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.bilgikare.com/results.php?yazar_id=49915"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;Hakan ACAR&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;, &lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;Yüksel BAYKARA ACAR&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Basım Yeri: Ankara&lt;br /&gt;Basım Tarihi: 2008&lt;br /&gt;Sayfa Sayısı: 94 syf&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3613824965636374023-5168095690691993902?l=ozhanozguny.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozhanozguny.blogspot.com/feeds/5168095690691993902/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3613824965636374023&amp;postID=5168095690691993902' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3613824965636374023/posts/default/5168095690691993902'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3613824965636374023/posts/default/5168095690691993902'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozhanozguny.blogspot.com/2008/09/bakentin-karincalari.html' title='BAŞKENTİN KARINCALARI'/><author><name>Özhan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10008779048669561584</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_xnAZ_0hHJOo/SMlfTTpR1KI/AAAAAAAAAWU/iCzNfMUdryk/s72-c/60178.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3613824965636374023.post-187542559667088859</id><published>2008-09-11T10:59:00.000-07:00</published><updated>2008-09-11T11:01:48.430-07:00</updated><title type='text'>ÇOCUK İŞÇİ OLMAK / ERCÜMENT ERBAY</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_xnAZ_0hHJOo/SMlciPR0FAI/AAAAAAAAAWM/Kz5jUpcrUXE/s1600-h/5788.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5244824984336208898" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_xnAZ_0hHJOo/SMlciPR0FAI/AAAAAAAAAWM/Kz5jUpcrUXE/s200/5788.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;Çocuk işçiliği, çocukların fiziksel, sosyal ve psikolojik gelişimlerine zarar veren bir çalışma süreci olarak ciddi bir çocuk hakları sorunudur. Sanayi, sokak, hizmet ve tarım gibi farklı alanlarda kendini gösteren bu sorun hakkında bugüne kadar farklı araştırmalar gerçekleştirilmiş ve çocuk işçiliği hakkında bir literatür oluşmuştur. Bu literatür incelendiğinde şu noktanın yoğun bir şekilde vurgulandığı görülmektedir; çocuk işçiliği çocukların yetişkinlik dönemlerinde birçok soruna neden olmaktadır. Bununla birlikte çocukluğunda çalışmış yetişkinlerle ilgili olarak bu tezi inceleyen retrospektif bir çalışma yürütülmemiştir. Erbay, çocukluğunda sanayide çalışmış yetişkinlerle gerçekleştirdiği bu araştırmasında retrospektif bir bakış ortaya koymuş ve çocuk işçiliği literatürüne farklı bir bakışla güncel veriler kazandırmaya çalışmıştır.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:Arial;color:#000066;"&gt;__&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#660000;"&gt;&lt;strong&gt;KİTABIN KÜNYESİ:&lt;br /&gt;Kitap : Çocuk İşçi Olmak&lt;br /&gt;Yazar : Ercüment ERBAY &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#660000;"&gt;&lt;strong&gt;Yayın Yeri : Ankara&lt;br /&gt;ISBN : 978-9944-0383-4-8&lt;br /&gt;Yayıncı : Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği Genel Merkezi Yayını &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3613824965636374023-187542559667088859?l=ozhanozguny.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozhanozguny.blogspot.com/feeds/187542559667088859/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3613824965636374023&amp;postID=187542559667088859' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3613824965636374023/posts/default/187542559667088859'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3613824965636374023/posts/default/187542559667088859'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozhanozguny.blogspot.com/2008/09/ocuk-ii-olmak-ercment-erbay.html' title='ÇOCUK İŞÇİ OLMAK / ERCÜMENT ERBAY'/><author><name>Özhan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10008779048669561584</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_xnAZ_0hHJOo/SMlciPR0FAI/AAAAAAAAAWM/Kz5jUpcrUXE/s72-c/5788.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3613824965636374023.post-4408679283793771739</id><published>2008-09-06T00:57:00.000-07:00</published><updated>2010-08-29T11:55:56.130-07:00</updated><title type='text'>FUAT SAKA / LAZUTLAR 2008</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_xnAZ_0hHJOo/SMI4r34HsnI/AAAAAAAAAUM/FXusJ_V7uDg/s1600-h/41088691834008595.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5242815242597544562" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 213px; CURSOR: hand; HEIGHT: 195px; TEXT-ALIGN: center" height="320" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_xnAZ_0hHJOo/SMI4r34HsnI/AAAAAAAAAUM/FXusJ_V7uDg/s400/41088691834008595.jpg" width="305" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#330000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;2006 yılında "Bir Sürgünün Not Defterinden" albümünü yayınladıktan sonra sesi soluğu çıkmayan Fuat Saka Kalan Müzik tarafından yayınlanan "Lazutlar 2008" albümü ile geri döndü...&lt;/span&gt; &lt;span style="color:#000066;"&gt;Yaklaşık iki yıllık bir sürede tamamlanan albümde, geleneksel Karadeniz halk şarkılarının yanı sıra, Fuat Saka’ya ait besteler de yer alıyor.&lt;/span&gt; &lt;span style="color:#003300;"&gt;Geniş bir müzisyen kadrosu ve dinamik bir sound’la kaydedilen albüm, Karadeniz müziği tutkunları için vazgeçilmeyecek bir çalışma.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330033;"&gt;&lt;strong&gt;ALBÜMDEKİ KAYITLAR:&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330033;"&gt;&lt;strong&gt;1- Burun 4'44''&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330033;"&gt;&lt;strong&gt;2- Trabzon’dan Çıktım 4'57''&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330033;"&gt;&lt;strong&gt;3- Düz 4'59''&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330033;"&gt;&lt;strong&gt;4- Romantik Balıkçı 2'37''&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330033;"&gt;&lt;strong&gt;5- Şalvar Destanı 5'06''&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330033;"&gt;&lt;strong&gt;6- Kolbastı (Dal Dal) 3'10''&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330033;"&gt;&lt;strong&gt;7- Yoroz’da Bir Akşamüstü 3'24''&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330033;"&gt;&lt;strong&gt;8- Kavşak Suyu 4'17''&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330033;"&gt;&lt;strong&gt;9- Hey Gibi Tulumcu 3'08''&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330033;"&gt;&lt;strong&gt;10- Doktorun Seferi 5'37''&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330033;"&gt;&lt;strong&gt;11- Espira 3'34''&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330033;"&gt;&lt;strong&gt;12- Çarşamba 4'33''&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330033;"&gt;&lt;strong&gt;13- Ağıt 2'05''&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;&lt;strong&gt;14- O Tonya’nın Başına 4'48'' &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;Daha Fazla Bilgi İçin: &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.kalan.com/"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;http://www.kalan.com/&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt; 'u tıklayınız...&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3613824965636374023-4408679283793771739?l=ozhanozguny.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozhanozguny.blogspot.com/feeds/4408679283793771739/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3613824965636374023&amp;postID=4408679283793771739' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3613824965636374023/posts/default/4408679283793771739'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3613824965636374023/posts/default/4408679283793771739'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozhanozguny.blogspot.com/2008/09/fuat-saka-lazutlar-2008.html' title='FUAT SAKA / LAZUTLAR 2008'/><author><name>Özhan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10008779048669561584</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_xnAZ_0hHJOo/SMI4r34HsnI/AAAAAAAAAUM/FXusJ_V7uDg/s72-c/41088691834008595.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3613824965636374023.post-1130998569599670033</id><published>2008-09-06T00:42:00.001-07:00</published><updated>2010-08-29T11:58:01.734-07:00</updated><title type='text'>ABLA BURASI ŞEHİR Mİ ? OLCAYTO ART</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_xnAZ_0hHJOo/SMI02__kb9I/AAAAAAAAATk/PKKwnc0XtWo/s1600-h/MU939065BU889_500.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5242811035708321746" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_xnAZ_0hHJOo/SMI02__kb9I/AAAAAAAAATk/PKKwnc0XtWo/s200/MU939065BU889_500.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;span style="color:#330000;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;Yaşadığı şehrin (İstanbul’un) sorunlarını, kendini de içinde tanımlayarak tematikleştiren ve onunla yüzleşen müzisyen Olcayto Art ilk albümünde İstanbul’un -ki buna artık ülkenin de denilebilir- tüm kaosuna “çocuksu” bir “selam” verip soruyor “Abla Burası Şehir mi?”... Ama bu; cicili bicili giyinmiş elinin beyazlığı hiçbir kire, pasağa değmemiş bir çocuk değil... Aksine yaşamın tam orta yerinde, o kavganın en temel aktörlerinden... Olcayto anlatsın albümle aynı isimdeki (“Abla Burası Şehir mi?”) şarkısındaki dizeyle: “Bir çocuk var Sirkeci’de simitçi/ O da biraz benim gibi devrimci/Kendine bir tezgâh yapmış el işi/Tekerleri yok, şekerleri yok, ruhsatı yok/Annesi yok babası yok/Benim de yok, benim de yok “... Bahsi geçtiği üzere şarkıların çoğu sanatçının İstanbul’da yaşadığı “otobiyografik” kesitlerden oluşmakta. Albüm tıpkı bir roman gibi başından sonuna ki buna albümün ön ve arka kapak tasarımlarını da katarak ekseni kent ve dolayımda yitirilen değerlerin sorgulanması, kirlenmişliklerin teşhiri şeklinde bir bütünleme... (Buarada albümün grafik tasarım ve fotoğrafları Sine Boran Art, desenleri ise Serdar Akkılıç’a ait ve albümün bütün ideolojisini yansıtır nitelikte-güzellikte...) Ne kalır? Hemen girişte “Tarlabaşı Şarkısı” (Tarlabaşı fakir yurdu/Kahvelerde işsiz ordu/Kadınlara bir çay yeter”, devamında “Abla Burası Şehir mi?” (Böyle korkulu bir kabus bir ömür çekilir mi?) ve sonrasında “Her Zaman” (Zaman bir patlayıcı, zaman mide bulandırıcı, zaman bir savaş hali, zaman tecavüzcü” ve derken “Ne Kalır”... Evet bu şarkıda durmakta yarar var. Çünkü bizleri Kavafis’in o eşsiz dizesine götüren şarkı bu... “Ver elini gidelim buralardan/Kurtuluruz belki bu acılardan” diye klasik bir hayıflanma halinden albümün belki de en vurucu dizesiyle albümün kırılma noktasını dinleyenlerle paylaşıyor Olcayto Art: “Gidersek sevgilim buralardan/Bilmem ki ne kalır aşkımızdan...” Takibindeki şarkılar da yine kentli bireyin yalnızlaşması, kendi deyişiyle “kaybedenlerin” öyküsü devam ediyor.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_xnAZ_0hHJOo/SMI1adeSt4I/AAAAAAAAAT0/eBGgl2pVomg/s1600-h/208.jpg"&gt;&lt;span style="color:#000066;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#000066;"&gt;Albümün müzikal örgüsü de bu kaotik içeriğe Erol Hoş ve Olcayto Art tarafından uygun bir biçimde düzenlenmiş. Senelerdir besteleri çeşitli sanatçılar tarafından söylenmiş ve yine değişik sanatçılara enstrüman çalmış Olcayto Art’ın bu birikimi; alanında usta&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_xnAZ_0hHJOo/THqtZzjRtVI/AAAAAAAAAvQ/xP2YwhqRXEE/s1600/208.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5510907752887727442" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 125px; CURSOR: hand; HEIGHT: 120px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_xnAZ_0hHJOo/THqtZzjRtVI/AAAAAAAAAvQ/xP2YwhqRXEE/s320/208.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; müzisyenlerin albüme katılmasıyla yansımış. (İsmail Soyberk, Hüsnü Şenlendirici, Başar Dikici, Waxman, Uğur Yılgın, Gündem Yaylı Grubu, Hilmi Yarayıcı, Yekbun). Müzikal duruşu ve müziğe bakışı şöyle anlatılıyor Olcayto Art’ın: Üç ülke ve üç meslek değiştirerek müzikte ve İstanbul’da karar kılan Olcayto Art’ın bağlama ve aşıklık geleneğiyle oluşan müzik örgüsü İstanbul’da kimlik ve tarzdan uzak enstrüman çeşitliliği ile icra edilen melez bir müziğe evriliyor. Böylelikle kendi müziğine yeni bir yaşama alanı tanımlıyor ki bu profesyonellikle mesafeli, sanatsal kaygıyı abartmayan ama piyasaya da selam vermeyen bir müzik... Son olarak Olcayto Art’ın müziğin dışında bırakılan dünyayı-söylemi yeniden müziğe kazandırma amacını güttüğünü de aktaralım. Alternatif yakıştırmasını tam anlamıyla hak eden, gerçek kentli müziğin ve içeriğin kaynaşmasından oluşan bu albümü dinleyin ve siz de kendize el işi bir tezgâh yapın- ama bu şehirde olsun!&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:Arial;color:#000066;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:Arial;color:#330033;"&gt;ALBÜMDEKİ KAYITLAR:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330033;"&gt;1. Olcayto Art - Tarlabasi Sarkisi (3:31)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330033;"&gt;2. Olcayto Art - Abla Burasi Sehir Mi (4:57)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330033;"&gt;3. Olcayto Art - Iter Zaman (3:47)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330033;"&gt;4. Olcayto Art - Ne Kalir (4:39)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330033;"&gt;5. Olcayto Art - Gozyasi (4:29)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330033;"&gt;6. Olcayto Art - Mani (3:20)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330033;"&gt;7. Olcayto Art - Uyuyamam (3:24)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330033;"&gt;8. Olcayto Art - Mevt-i Ahmer (4:15)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330033;"&gt;9. Olcayto Art - Ruh Cagirma (2:50)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330033;"&gt;10. Olcayto Art - Solmadan (3:42)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:Arial;color:#330033;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:Arial;color:#330033;"&gt;Tüm Şarkıların Söz ve Müziği Olcayto Art'a aittir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:Arial;color:#cc0000;"&gt;Albüm Adı: Abla Burası Şehir mi ?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:Arial;color:#cc0000;"&gt;Yapım Yılı: 2006&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:Arial;color:#cc0000;"&gt;Yapımcı: Frida Müzik&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3613824965636374023-1130998569599670033?l=ozhanozguny.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozhanozguny.blogspot.com/feeds/1130998569599670033/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3613824965636374023&amp;postID=1130998569599670033' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3613824965636374023/posts/default/1130998569599670033'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3613824965636374023/posts/default/1130998569599670033'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozhanozguny.blogspot.com/2008/09/abla-burasi-ehir-mi.html' title='ABLA BURASI ŞEHİR Mİ ? OLCAYTO ART'/><author><name>Özhan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10008779048669561584</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_xnAZ_0hHJOo/SMI02__kb9I/AAAAAAAAATk/PKKwnc0XtWo/s72-c/MU939065BU889_500.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3613824965636374023.post-919758278418739456</id><published>2008-08-10T13:30:00.000-07:00</published><updated>2008-08-10T13:34:36.186-07:00</updated><title type='text'>PASAPORT</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_xnAZ_0hHJOo/SJ9Qv9_jk2I/AAAAAAAAAOU/BQ3OUfV9id8/s1600-h/300_12029_darwish-2-12-20.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5232990077053014882" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 150px; CURSOR: hand; HEIGHT: 106px; TEXT-ALIGN: center" height="176" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_xnAZ_0hHJOo/SJ9Qv9_jk2I/AAAAAAAAAOU/BQ3OUfV9id8/s400/300_12029_darwish-2-12-20.jpg" width="217" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330000;"&gt;&lt;strong&gt;Tanımadılar beni gölgede&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330000;"&gt;&lt;strong&gt;Emen, ten rengimi bu pasaporttaki&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330000;"&gt;&lt;strong&gt;Ve bir sergiydi yaram onlara göre,&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330000;"&gt;&lt;strong&gt;Turistler için, fotoğraf toplamayı seven.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330000;"&gt;&lt;strong&gt;Tanımadılar beni,&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330000;"&gt;&lt;strong&gt;Ah... Terketmeyin&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330000;"&gt;&lt;strong&gt;Avucumu, güneş olmaksızın&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330000;"&gt;&lt;strong&gt;Çünkü tanıyor beni ağaçlar&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330000;"&gt;&lt;strong&gt;Tanıyor beni tüm yağmur şarkıları&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330000;"&gt;&lt;strong&gt;Terketmeyin beni ay gibi soluk!&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330000;"&gt;&lt;strong&gt;Avucumu izlemiş tüm kuşlar&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330000;"&gt;&lt;strong&gt;Uzak havaalanının kapısına doğru&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330000;"&gt;&lt;strong&gt;Tüm buğday tarlaları&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330000;"&gt;&lt;strong&gt;Tüm hapishaneler&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330000;"&gt;&lt;strong&gt;Tüm beyaz mezar taşları&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330000;"&gt;&lt;strong&gt;Tüm dikenli sınırlar&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330000;"&gt;&lt;strong&gt;Sallanan tüm mendiller&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330000;"&gt;&lt;strong&gt;Tüm gözler&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330000;"&gt;&lt;strong&gt;Benimleydi,&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330000;"&gt;&lt;strong&gt;Ama düştüler onları pasaportumdan &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330000;"&gt;&lt;strong&gt;İsmimden, kimliğimden soyunuk?&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330000;"&gt;&lt;strong&gt;Kendi ellerimle beslendiğim bir toprakta?&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330000;"&gt;&lt;strong&gt;Haykırdı bugün Eyüp&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330000;"&gt;&lt;strong&gt;Doldurarak gökyüzünü:Örnek yapmayın benden bir daha!&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330000;"&gt;&lt;strong&gt;Of, baylar, &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330000;"&gt;&lt;strong&gt;Peygamberler,&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330000;"&gt;&lt;strong&gt;Soruşturmayın ağaçları, adları için&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330000;"&gt;&lt;strong&gt;Sormayın vadilere, anaları kim&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330000;"&gt;&lt;strong&gt;Işıktan bir kılıç parlıyor alnımda&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330000;"&gt;&lt;strong&gt;Ve nehir suyu çıkıveriyor elimden&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330000;"&gt;&lt;strong&gt;Kimliğimdir benim, tüm insan kalpleri&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330000;"&gt;&lt;strong&gt;İşte bundan, alın pasaportumu! &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330000;"&gt;&lt;strong&gt;Mahmut Derviş&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330000;"&gt;&lt;strong&gt;İngilizce’den çeviren: Ulaş Başar Gezgin/15.04.2002 &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3613824965636374023-919758278418739456?l=ozhanozguny.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozhanozguny.blogspot.com/feeds/919758278418739456/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3613824965636374023&amp;postID=919758278418739456' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3613824965636374023/posts/default/919758278418739456'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3613824965636374023/posts/default/919758278418739456'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozhanozguny.blogspot.com/2008/08/pasaport.html' title='PASAPORT'/><author><name>Özhan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10008779048669561584</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_xnAZ_0hHJOo/SJ9Qv9_jk2I/AAAAAAAAAOU/BQ3OUfV9id8/s72-c/300_12029_darwish-2-12-20.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3613824965636374023.post-7446559491668467160</id><published>2008-08-07T00:43:00.000-07:00</published><updated>2010-08-29T13:12:56.803-07:00</updated><title type='text'>SOSYAL HİZMET UZMANLARI ANDI</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:130%;color:#000066;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_xnAZ_0hHJOo/THq9DYhuqaI/AAAAAAAAAv4/VFgTHNb_ib0/s1600/logomavi.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5510924959862401442" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 45px; CURSOR: hand; HEIGHT: 44px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_xnAZ_0hHJOo/THq9DYhuqaI/AAAAAAAAAv4/VFgTHNb_ib0/s400/logomavi.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:130%;color:#000066;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_xnAZ_0hHJOo/THq9VSzNLAI/AAAAAAAAAwA/kmsR8zYeNKk/s1600/Logo_World_Conference.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5510925267562736642" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 45px; CURSOR: hand; HEIGHT: 45px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_xnAZ_0hHJOo/THq9VSzNLAI/AAAAAAAAAwA/kmsR8zYeNKk/s200/Logo_World_Conference.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:130%;color:#000066;"&gt;Mesleğe katıldığım şu andan itibaren insani ilişkilerin temeli olarak bireyin kişiliğine ve haysiyetine değer vereceğime, kişinin sırrını koruyacağıma, mesleki ilişkilerimi ırk, din, inanç, milliyet, ekonomik ve toplumsal farklılık gözetmeksizin kuracağıma, kişi ve toplumun mesleğimi ilgilendiren sorunlarında kendimi daima hazır bulunduracağıma ve sorunların çözülmesinde tüm gücümle çalışacağıma, meslektaşlarımın fikir, uğraşı ve bulgularına saygı göstereceğime, mesleki gücümü kişi ve toplumun refahına adayacağıma and içerim.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3613824965636374023-7446559491668467160?l=ozhanozguny.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozhanozguny.blogspot.com/feeds/7446559491668467160/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3613824965636374023&amp;postID=7446559491668467160' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3613824965636374023/posts/default/7446559491668467160'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3613824965636374023/posts/default/7446559491668467160'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozhanozguny.blogspot.com/2008/08/shu-andi.html' title='SOSYAL HİZMET UZMANLARI ANDI'/><author><name>Özhan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10008779048669561584</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_xnAZ_0hHJOo/THq9DYhuqaI/AAAAAAAAAv4/VFgTHNb_ib0/s72-c/logomavi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3613824965636374023.post-1364102783349788965</id><published>2008-08-05T15:04:00.000-07:00</published><updated>2008-08-23T04:26:25.341-07:00</updated><title type='text'>PULSUZ DİLEKÇE</title><content type='html'>&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://bp2.blogger.com/_xnAZ_0hHJOo/SJjPZW8fspI/AAAAAAAAANc/C34FBixt6d8/s1600-h/Child-and-Dog-Print-C10284402.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;strong&gt;PULSUZ DİLEKÇE (Prof Dr Atalay Yörükoğlu)&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5231159224433722994" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 262px; CURSOR: hand; HEIGHT: 164px; TEXT-ALIGN: center" height="143" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_xnAZ_0hHJOo/SJjPmUfhRnI/AAAAAAAAANk/3MOIj31ZMKs/s400/cocuk03.jpg" width="247" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sevgili Anneciğim, Babacığım;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bütün duygu ve düşüncelerimi dile getirebilseydim, size şunları söylemek isterdim:&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sürekli bir büyüme ve değişme içindeyim. Sizin çocuğunuz olsam da sizden ayrı bir kişilik geliştiriyorum. Beni tanımaya ve anlamaya çalışın.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Deneme ile öğrenirim. Bana ayak uydurmakta güçlük çekebilirsiniz. Oyunda, arkadaşlıkta ve uğraşlarımda özgürlük tanıyın. Beni her yerde, her zaman koruyup kollamayın. Davranışlarımın sonuçlarını kendim görürsem daha iyi öğrenirim. Bırakın kendi işimi kendim göreyim. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Büyüdüğümü başka nasıl anlarım?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Büyümeyi çok istiyorsam da ara sıra yaşımdan küçük davranmaktan kendimi alamıyorum. Bunu önemsemeyin. Ama siz beni şımartmayın.Hep çocuk kalmak isterim sonra. Her istediğimi elde edemeyeceğimi biliyorum. Ancak siz verdikçe almadan edemiyorum. Bana yerli yersiz söz de vermeyin. Sözünüzü tutmayınca sizlere güvenim azalıyor.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bana kesin ve kararlı davranmaktan çekinmeyin. Yoldan saptığımı görünce beni sınırlayın. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Koyduğunuz kurallar ve yasakların hepsini beğendiğimi söyleyemem. Ancak,hiç kısıtlanmayınca ne yapacağımı şaşırıyorum. Tutarsız davrandığınızı görünce hem bocalıyor, hem de bundan yararlanmadan edemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Öğütlerinizden çok, davranışlarınızdan etkilendiğimi unutmayın. Beni eğitirken ara sıra yanlışlar yapabilirsiniz. Bunları çabuk unuturum. Ancak birbirinize saygı ve sevginizin azaldığını görmek beni yaralar ve sürekli tedirgin eder.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Çok konuşup çok bağırmayın.Yüksek sesle söylenenleri pek duymam. Yumuşak ve kesin sözler bende daha iyi iz bırakır. "Ben senin yaşında iken..." diye başlayan söylevleri hep kulak ardına atarım.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Küçük yanılgılarımı büyük suçmuş gibi başıma kakmayın. Bana yanılma payı bırakın. Beni, korkutup sindirerek, suçluluk duygusu aşılayarak uslandırmaya çalışmayın. Yaramazlıklarım için beni kötü çocukmuşum gibi yargılamayın.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yanlış davranışım üzerinde durup düzeltin. Ceza vermeden önce beni dinleyin. Suçumu aşmadığı sürece cezama katlanabilirim.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Beni dinleyin. Öğrenmeye en yatkın olduğum anlar, soru sorduğum anlardır. Açıklamalarınız kısa ve özlü olsun. Beni yeteneklerimin üstünde işlere zorlamayın. Ama başarabileceğim işleri yapmamı bekleyin. Bana güvendiğinizi belli edin. Beni destekleyin; hiç değilse çabamı övün. Beni başkalarıyla karşılaştırmayın; umutsuzluğa kapılırım.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Benden yaşımın üstünde olgunluk beklemeyin. Bütün kuralları birden öğretmeye kalkmayın; bana süre tanıyın.Yüzde yüz dürüst davranmadığımı görünce ürkmeyin. Beni köşeye sıkıştırmayın; yalana sığınmak zorunda kalırım. Sizi çok bunaltsam bile soğukkanlılığınızı yitirmeyin. Kızgınlığınızı haklı görebilirim, ama beni aşağılamayın.Hele başkalarının yanında onurumu kırmayın. Unutmayın ki ben de sizi yabancıların önünda güç durumlara düşürebilirim.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bana haksızlık ettiğinizi anlayınca açıklamaktan çekinmeyin.Özür dileyişiniz size olan sevgimi azaltmaz; tersine, beni size daha çok yaklaştırır. Aslında ben sizleri olduğunuzdan daha iyi ve daha değerli görüyorum. Bana kendinizi yanılmaz ve erişilmez göstermeye çabalamayın. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yanıldığınızı görünce üzüntüm büyük olur.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Biliyorum, ara sıra sizi üzüyor, belki de düş kırıklığına uğratıyorum. Bana verdikleriniz yanında benden istediklerinizin çok olmadığını da biliyorum. Yukarıda sıraladığım istekler size çok geldiyse bir çoğundan vazgeçebilirim; yeter ki beni ben olarak seveceğinize olan inancım sarsılmasın.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;Benden "Örnek Çocuk" olmamı istemezseniz, ben de sizden kusursuz ana-baba olmanızı beklemem. Sevecen ve anlayışlı olmanız bana yeter.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;Sizin çocuğunuz olarak doğmak elimde değildi. Ama seçme hakkım olsaydı, sizden başka kimsenin çocuğu olmak istemezdim.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;Sevgiler&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Çocuğunuz&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3613824965636374023-1364102783349788965?l=ozhanozguny.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozhanozguny.blogspot.com/feeds/1364102783349788965/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3613824965636374023&amp;postID=1364102783349788965' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3613824965636374023/posts/default/1364102783349788965'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3613824965636374023/posts/default/1364102783349788965'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozhanozguny.blogspot.com/2008/08/pulsuz-dileke.html' title='PULSUZ DİLEKÇE'/><author><name>Özhan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10008779048669561584</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp0.blogger.com/_xnAZ_0hHJOo/SJjPmUfhRnI/AAAAAAAAANk/3MOIj31ZMKs/s72-c/cocuk03.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3613824965636374023.post-1871327966428893566</id><published>2008-08-04T13:41:00.000-07:00</published><updated>2008-09-28T13:36:23.721-07:00</updated><title type='text'>TIP ETİĞİ VE MAHREMİYET</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp3.blogger.com/_xnAZ_0hHJOo/SJdqGZxhSXI/AAAAAAAAANA/QjbN97JIttA/s1600-h/978-975-8480-89-5.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5230766150444468594" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 296px" height="212" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_xnAZ_0hHJOo/SJdqGZxhSXI/AAAAAAAAANA/QjbN97JIttA/s400/978-975-8480-89-5.jpg" width="200" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;Öğretim Görevlisi Dr. Gürkan Sert’e hukuk formasyonu ve “hasta hakları” konusunda hazırladığı yüksek lisans tezi nedeni ile sahip olduğu “Deontoloji ve Tıp Tarihi uzmanlığı” nedeni ile doktora tezi konusu olarak “Tıp Etiği ve Tıp Hukuku açısından Sağlık Hizmetlerinde Mahremiyet Hakkı Kavramı” verilmiştir. Aynı Anabilim dalında görev yapmanın yanısıra, Doktora Tez Danışmanı olmaktan da mutluluk duyduğum genç meslekdaşımın bu nitelikli çalışmasının bir kitap olarak yayınlanarak, gerek tıp, gerek hukuk camiamız gerekse hasta ve hasta yakınlarına ulaşmasından da mutluluk duyuyorum. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Prof. Dr. Şefik Görkey&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;KİTABIN KÜNYESİ:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Yazar:&lt;/span&gt;&lt;a class="Value_Over" href="https://www.kitapturk.com/V2/Pg/Search/Quicksearch/Writername/PageNumber/1/Order/Name/Str/Gürkan%20Sert.htm"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Gürkan Sert&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Yayınevi:&lt;/span&gt;&lt;a class="Value_Over" href="https://www.kitapturk.com/V2/Pg/Search/Quicksearch/Publisherno/PageNumber/1/Order/Name/Str/68.htm"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Babil Yayınları&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;ISBN:978-975-8480-89-5&lt;br /&gt;Basım Tarihi:Şubat 2008&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3613824965636374023-1871327966428893566?l=ozhanozguny.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozhanozguny.blogspot.com/feeds/1871327966428893566/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3613824965636374023&amp;postID=1871327966428893566' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3613824965636374023/posts/default/1871327966428893566'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3613824965636374023/posts/default/1871327966428893566'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozhanozguny.blogspot.com/2008/08/tip-etii-ve-mahremiyet.html' title='TIP ETİĞİ VE MAHREMİYET'/><author><name>Özhan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10008779048669561584</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp3.blogger.com/_xnAZ_0hHJOo/SJdqGZxhSXI/AAAAAAAAANA/QjbN97JIttA/s72-c/978-975-8480-89-5.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3613824965636374023.post-1644857844369041140</id><published>2008-08-03T13:31:00.000-07:00</published><updated>2008-08-03T13:45:39.954-07:00</updated><title type='text'>UÇUP GİDEN UMUTLAR*</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;HAYALLER GERÇEKLEŞİRKEN BOĞULUYORDU ASİ, yazısını kaleme aldıktan birkaç hafta sonra, ASİ üzerine kurulan ve ASİ’yi boğmak için büyük masraflar yapılarak Çin’den getirilen plastik set barajın açılışından iki sonra ASİ’nin denize ulaşma ve duru akma inadına dayanamayıp patladığını öğrendim. ASİ adına sevindim , asi akmaya ve çağlamaya devam edecek, setleri yıkıp denize ulaşacak, kimse ASİ'ye akma diyemiyecek artık, ASİ akarak yaşamaya ve yaşatmaya devam edecek.. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Fakat ASİ adına ne kadar sevindiysem ANTAKYA ve Antakyalılar adına o kadar üzüldüm. Patlayan bir balon için uçan o kadar parayla Antakya'nın çukurlu yolları, hala kokan arıtma ! tesisi, parkları, bahçeleri gerçek anlamda “bir başka güzel” olabilirdi. Antakya'nın yoksulları,varsılları, gençleri, işçileri, işsizleri, yaşlıları, çocukları,kadınları, erkekleri, anneleri, babaları balonla uçup giden paralar ile Belediye Başkanı'nın seçimde vaat! ettiği fakat Balonu görünce unuttuğu TOPLUM MERKEZİ'ne kavuşabilirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_xnAZ_0hHJOo/SJYW0VsPxPI/AAAAAAAAAMo/Bhjjs0TFIl4/s1600-h/hands2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5230393105669145842" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 177px; CURSOR: hand; HEIGHT: 198px" height="226" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_xnAZ_0hHJOo/SJYW0VsPxPI/AAAAAAAAAMo/Bhjjs0TFIl4/s400/hands2.jpg" width="208" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Hem de Antakya'nın her semtinde bir TOPLUM MERKEZİ'miz olabilirdi. Aileler çocuklarının gelişim özelliklerini ve ihtiyaçlarını öğrenebilir, çocuklarıyla aralarındaki sınırları kaldırabilirdi. Eşler birbirleriyle sağlıklı iletişim kurma yollarını hep beraber öğrenebilirdi. Yaşlılar ölümü beklemekten başka şeylerin de olduğunu, hayatın 60'inden sonra başladığını, gidene üzülmenin yersiz olduğunun farkına varabilir, kendilerinden sonra gelecekler için bir zeytin fidanı dikmenin onurunu yaşayabilirdi. Çocuklar, okuldan sonra boş zamanlarını verimli geçirebilmenin ne kadar güzel bir duygu olduğunu anlayabilirdi. Hayatın sınavdan daha önemli olduğunun farkına varabilirdi. Kadınlar haklarını öğrenmenin sevincini yaşayabilirdi.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Balonla uçup giden paralarla engelliler için MESLEK EDİNDİRME veya SOSYAL REHABİLİTASYON MERKEZİ açılabilirdi. Engelliler evden dışarı çıkabilir, kendilerini toplumun sırtındaki bir yük değil toplumsal duyarlılığı sırtlayan bireyler olarak görebilirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Antakya'nın sokaklarında simit, mendil satan, ayakkabı boyayan çocukları okuldan uzaklaşıp çocuk yaşta büyümek zorunda olan çocukları ÇOCUK ve GENÇLİK MERKEZİ'ne kavuşabilirdi. Antakya Halkı çocuklarına üzülmek yerine onlara destek olabilirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuklarımız SUÇ'a değil UMUT'a sürüklenebilirdi..&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Ve daha bir çok olay SOSYAL SORUN olmadan çözüme kavuşabilirdi. Antakya'nın tüm kesimleri Antakya'nın “bir başka güzel” olduğunu görebilirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://bp3.blogger.com/_xnAZ_0hHJOo/SJYXCz20rPI/AAAAAAAAAMw/bJpx3fxM3dI/s1600-h/hands.gif"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5230393354284739826" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 106px; CURSOR: hand; HEIGHT: 81px" height="168" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_xnAZ_0hHJOo/SJYXCz20rPI/AAAAAAAAAMw/bJpx3fxM3dI/s400/hands.gif" width="178" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Fakat patlayan balon UMUT’ların ertelenmesine sebep oldu. Umarım; sandal sefası yapmak için uzaklardan getirilip ardından patlayan balon Antakya'lıların balonla uçup giden SOSYAL ANTAKYA'ya, henüz fikir aşamasındaki SOSYAL MERKEZLERİ'ne ve SOSYAL HAKLARI'na sahip çıkmaları için bir başlangıç olur.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;______________________________________________________________&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;HAYALLER GERÇEKLEŞİRKEN BOĞULUYORDU ASİ yazısını okumak içik tıklayınız: &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://ozhanozguny.blogspot.com/2008/08/hayaller-gerekleirken-bouluyordu-asi.html"&gt;http://ozhanozguny.blogspot.com/2008/08/hayaller-gerekleirken-bouluyordu-asi.html&lt;/a&gt;&lt;a href="http://ozhanozguny.blogspot.com/2008/08/uup-giden-umutlar.html"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;_______________________________________________________________&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;* Memleket Gazetesinde yayınlanmıştır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3613824965636374023-1644857844369041140?l=ozhanozguny.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozhanozguny.blogspot.com/feeds/1644857844369041140/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3613824965636374023&amp;postID=1644857844369041140' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3613824965636374023/posts/default/1644857844369041140'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3613824965636374023/posts/default/1644857844369041140'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozhanozguny.blogspot.com/2008/08/uup-giden-umutlar.html' title='UÇUP GİDEN UMUTLAR*'/><author><name>Özhan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10008779048669561584</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp0.blogger.com/_xnAZ_0hHJOo/SJYW0VsPxPI/AAAAAAAAAMo/Bhjjs0TFIl4/s72-c/hands2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3613824965636374023.post-1101828328130012059</id><published>2008-08-03T13:26:00.000-07:00</published><updated>2010-07-19T12:34:28.284-07:00</updated><title type='text'>HAYALLER GERÇEKLEŞİRKEN 'BOĞULUYORDU ASİ' *</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_xnAZ_0hHJOo/SJYVMKbw2GI/AAAAAAAAAMg/geitPVXq2cM/s1600-h/Antioch%2520Syria1930.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5230391315940825186" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 210px; CURSOR: hand; HEIGHT: 237px" height="290" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_xnAZ_0hHJOo/SJYVMKbw2GI/AAAAAAAAAMg/geitPVXq2cM/s400/Antioch%2520Syria1930.jpg" width="234" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;span style="font-family:arial;"&gt;“Hayaller Gerçekleşiyor” bu iki kelime aylardır herkesin dilinde, gerçekleşen hayal ise maalesef Asi nehrinin üzerine kurulan “plastik set baraj”…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asi nehri adına yaraşır bir biçimde tersine akıyor, daha gerçekçi olursak köprüden geçenleri yanıltıp tersine akıyor hissi uyandırıyor. Sonuç olarak doğru da olsa ters de olsa özgürce akıp denize ulaşıyor, doğduğu yerden bittiği yere kadar, yer yer yavaşlasa da yer yer kirlense de hiç durmadan akıyor ve ulaşıyor denize…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Asi nehrinin her geçtiğimde aklıma Kazım Doğan’ın şiirindeki dizeler geliyordu;&lt;br /&gt;“Ben bir ırmağım, süzülür denize akarım, &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Engel tanımam hiç bendimden taşarım, &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Coşkun akar sularım, durmadan coşarım, &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Akma deme bana ben akarak yaşarım.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer bir söz ise çok uzaklardan, çok eskilerden geliyor, “pante rei” , “Her şey akar”… Kim bilir belki Heraklit gezerken Antioche’ye uğramış Orontes’in kıyısında öğrencilerine ders vermiştir, nehrin kenarında sarf etmiştir günümüze kadar akıp gelen bu sözleri…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat gelin görün ki “Hayaller Gerçek Oluyor” Asi Nehri’nin üzerine plastik set yapılıyor”, “Asi Nehri makus talihinden kurtuluyor”; “Müjde Haziranda Sandal Sefası Yapacağız” haberleri yayınlandığından beri; bir elimde albüm kapağı, kulağımda kulaklık ve boğazımdaki düğümlenme ile Kardeş Türküler müzik grubunun, Munzur nehri üzerine yapılacak baraj üzerine yazıp bestelediği “Munzur Xenekiyêne” albüm kapağından öğrendiğim adıyla “Boğuluyordu Munzur” adlı şarkıyı dinliyorum. Sözler sanki Asi Nehri’ni anlatıyor;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“rüyamda gördüm Munzur'u&lt;br /&gt;…&lt;br /&gt;vardım ki, ne göreyim?&lt;br /&gt;boğuluyor nehir, suyu hapsedilmiş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çağla, çağla&lt;br /&gt;ak Munzur, çağla&lt;br /&gt;de hadi git, yetiş bilge Fırat'a&lt;br /&gt;el ver, ver elini&lt;br /&gt;var murâdına “&lt;br /&gt;…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şarkıyı Antakya’ya uyarlıyorum;&lt;br /&gt;“Rüyamda Gördüm Asi’yi,&lt;br /&gt;vardım ki ne göreyim ?&lt;br /&gt;Hayaller gerçekleşirken boğuluyor nehir, suyu hapsedilmiş”&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Asi nehrinin “boğazının düğümlendiğini” düşündükçe, benim boğazımdaki düğümler de artıyor, hayal kelimesi ilk defa anlamını yitiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayalleri gerçekleştirmek (!) , yılın üç ayı sefa sürmek, bir sonraki seçim döneminde koz olarak sürülmek, makus talihleri (!) değiştirmek için asırlardır dağları, vadileri, aşan “Asi” diye tanımlanan bir nehrin boğazının düğümlenmesine gerek yok, Asi Nehrinin tek hayali “Duru olmak ve akarak yaşamak…” &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;____________&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;*Memleket Gazetesinde yayınlanmıştır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3613824965636374023-1101828328130012059?l=ozhanozguny.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozhanozguny.blogspot.com/feeds/1101828328130012059/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3613824965636374023&amp;postID=1101828328130012059' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3613824965636374023/posts/default/1101828328130012059'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3613824965636374023/posts/default/1101828328130012059'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozhanozguny.blogspot.com/2008/08/hayaller-gerekleirken-bouluyordu-asi.html' title='HAYALLER GERÇEKLEŞİRKEN &apos;BOĞULUYORDU ASİ&apos; *'/><author><name>Özhan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10008779048669561584</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp0.blogger.com/_xnAZ_0hHJOo/SJYVMKbw2GI/AAAAAAAAAMg/geitPVXq2cM/s72-c/Antioch%2520Syria1930.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3613824965636374023.post-5710612942290265016</id><published>2008-08-03T13:12:00.000-07:00</published><updated>2010-08-29T13:21:23.743-07:00</updated><title type='text'>İYİLİK NEYE YARAR ?*</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://bp3.blogger.com/_xnAZ_0hHJOo/SJYR0mGhjzI/AAAAAAAAAMQ/BEU907aRKYk/s1600-h/MC42300.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5230387612516192050" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 143px; CURSOR: hand; HEIGHT: 137px" height="145" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_xnAZ_0hHJOo/SJYR0mGhjzI/AAAAAAAAAMQ/BEU907aRKYk/s400/MC42300.jpg" width="145" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://bp3.blogger.com/_xnAZ_0hHJOo/SJYR7phVe_I/AAAAAAAAAMY/YNJ3nHtRJJ4/s1600-h/gulbahar_musikar.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5230387733693037554" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" height="143" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_xnAZ_0hHJOo/SJYR7phVe_I/AAAAAAAAAMY/YNJ3nHtRJJ4/s400/gulbahar_musikar.jpg" width="139" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Grup YORUM’dan tanıdığımız daha önce Seher Yeli/Desmal, Muhacir ve Dönülmeyen Gitmeler adlı albümleri yayınlayan Gülbahar uzun bir aradan sonra MUSİKAR adlı albümünü yayınladı albümde Anadolunun her renginden bir şarkı seslendirdi. Anadolunun renklerinden Arapça bir şarkı seslendirmiş, şarkının adı “Ercai ya elfa Leyla(Geri Dön Ey Bin Gece) buraya kadar her şey normal fakat gelin görün ki albüm kapağında söz ve müzik ANONİM olarak yazılıvermiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu şarkı Feyruz'un "Andalusiyyet" albümünün açılış şarkısıdır ve koro ile beraber söylenmektedir. Fakat şarkının ne sözleri ne de müziği ANONİM'dir şarkının sözleri : Rafeeq Khoury ye, müziği de Rahbani Kardeşler'e aittir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu olaya ne demeli bilemiyorum hiç bir araştırma yapmadan, albümde Anadoluda konuşulan dillerden "Arapça"da olsun diye düşünülüp, bir kaç çalışmada şarkının ezgisini ve telaffuzunu çalışıp albüme eklemek ve söz- müzik:ANONİM yazmak hangi kategoride değerlendirilir, şarkının sözlerini yazan şairi hiçe saymak değil midir ? Müziğini yapan insanları hiçe saymak değil midir ? Bir şarkıya "Anonim" deyince anonim mi oluyor, anonim kavramı o kadar basit mi ? Şarkı Lübnan'da söylendiğinde sözler Refik Khuri'ye, müzik Rahbani Kardeşler'e ait oluyor ama Türkiye'ye geçerken ANONİM mi oluyor ?&lt;br /&gt;Bu emeğe saygısızlık değil midir ? Şarkıya "Anonim" yazmak kurtuluş mudur ? Soruları arttırabiliriz…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Feyruz'un şarkısını söylemeden önce araştırmak bir yana internete bağlanıp arama motoruna "Fairouz, fairuz, fayrooz" yazmak çok mu zor geliyor santçılarımıza, şarkının sanatçının hangi albümünde olduğunu bilmeden, "istanbul arapçası" ile söylemek halk kültürüne sahip çıkmak mıdır yoksa halk kültürüne ve müzik emekçilerine saygısızlık mıdır ? O konuda tartışmak gerekir bence…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’nin sayılı besteci ve yorumcularından Gülbahar'ın belki kötü bir niyeti yoktur. Albümde gökkuşağından renkler sunmak, Anadolu'da konuşulan her dilden bir şarkı söylemektir amacı. Ama en büyük felaket "bilgisizlik"tir diye bir söz vardır. Bu her alan için öyledir müzik için de, edebiyat için de, sinema için de öyledir bu durum…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kardeş Türküler'de, Gülbahar'da, Grup Vardiya'da iyi niyetli çabalar sarf etmektedir Arap müziği adına bu çabaları görmezden gelemeyiz fakat bir Ninni’de sırf Arapça olduğu için ilk akla gelen arap müziği enstrumanlarından ud ve bendir kullanmak, ninniyi vurmalı enstrumanlarla bezeyip çocuğun uykusunu kaçırır bir düzeye getirmek; yine beste bir şarkıya arap müziği enstrumanları ekleyip arap müziğinden uzaklaştırıp “arabesk” biçime getirmek ya da şarkıyı Anonim yapmak iyi niyetten uzaklaşıp kolaycılığa kaçmaktır diye düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer araştırma ve emek olmazsa "iyilik neye yarar ?" diye soruyorum herkese…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynaklar : Feyruz "Andalusiyyet" albümü&lt;br /&gt;Gülbahar "Musikar" albümü, Beyoğlu Metropol Müzik,2004&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.fayrouz.org/andalussiyat.htm" target="_blank"&gt;http://www.fayrouz.org/andalussiyat.htm&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.fairouz.com/fairouz/articles/arandal.html" target="_blank"&gt;http://www.fairouz.com/fairouz/articles/arandal.html&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Antakya Müzik Forumunda yayınlanmıştır.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3613824965636374023-5710612942290265016?l=ozhanozguny.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozhanozguny.blogspot.com/feeds/5710612942290265016/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3613824965636374023&amp;postID=5710612942290265016' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3613824965636374023/posts/default/5710612942290265016'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3613824965636374023/posts/default/5710612942290265016'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozhanozguny.blogspot.com/2008/08/iyilik-neye-yarar.html' title='İYİLİK NEYE YARAR ?*'/><author><name>Özhan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10008779048669561584</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp3.blogger.com/_xnAZ_0hHJOo/SJYR0mGhjzI/AAAAAAAAAMQ/BEU907aRKYk/s72-c/MC42300.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3613824965636374023.post-84334671137331938</id><published>2008-08-02T08:26:00.001-07:00</published><updated>2008-08-02T08:26:50.150-07:00</updated><title type='text'>FOTOĞRAF ALBÜMÜ</title><content type='html'>&lt;p style="visibility:visible;"&gt;&lt;object type="application/x-shockwave-flash" data="http://widget-2e.slide.com/widgets/slideticker.swf" height="375" width="500" style="width:500px;height:375px"&gt;&lt;param name="movie" value="http://widget-2e.slide.com/widgets/slideticker.swf" /&gt;&lt;param name="quality" value="high" /&gt;&lt;param name="scale" value="noscale" /&gt;&lt;param name="salign" value="l" /&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"/&gt; &lt;param name="flashvars" value="cy=ms&amp;il=1&amp;channel=2738188573447056942&amp;site=widget-2e.slide.com"/&gt;&lt;/object&gt;&lt;p style="white-space:nowrap"&gt;&lt;a href="http://www.slide.com/pivot?cy=ms&amp;at=un&amp;id=2738188573447056942&amp;map=1" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://widget-2e.slide.com/p1/2738188573447056942/ms_t000_v000_s0un_f00/images/xslide1.gif" border="0" ismap="ismap" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://www.slide.com/pivot?cy=ms&amp;at=un&amp;id=2738188573447056942&amp;map=2" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://widget-2e.slide.com/p2/2738188573447056942/ms_t000_v000_s0un_f00/images/xslide2.gif" border="0" ismap="ismap" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://www.slide.com/pivot?cy=ms&amp;at=un&amp;id=2738188573447056942&amp;map=F" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://widget-2e.slide.com/p4/2738188573447056942/ms_t000_v000_s0un_f00/images/xslide42.gif" border="0" ismap="ismap" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3613824965636374023-84334671137331938?l=ozhanozguny.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozhanozguny.blogspot.com/feeds/84334671137331938/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3613824965636374023&amp;postID=84334671137331938' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3613824965636374023/posts/default/84334671137331938'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3613824965636374023/posts/default/84334671137331938'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozhanozguny.blogspot.com/2008/08/fotoraf-albm.html' title='FOTOĞRAF ALBÜMÜ'/><author><name>Özhan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10008779048669561584</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3613824965636374023.post-5717802348542705078</id><published>2008-08-02T07:13:00.001-07:00</published><updated>2008-09-11T16:49:44.242-07:00</updated><title type='text'>İKİ SORU *</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_xnAZ_0hHJOo/SMMX65I7DzI/AAAAAAAAAU0/MghAUXKKaIQ/s1600-h/TR.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5243060691727486770" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 140px; CURSOR: hand; HEIGHT: 114px" height="147" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_xnAZ_0hHJOo/SMMX65I7DzI/AAAAAAAAAU0/MghAUXKKaIQ/s200/TR.jpg" width="153" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;span style="color:#000066;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;10 yaşındayım annem bana her zaman “koskoca kız oldun hala oyuncak ayıyla oynuyorsun” diyor. Ama o oyuncak değil ki benim arkadaşım “Susu”, ondan başka arkadaşım yok. Sadece Susu benimle oynuyor ve beni dinliyor. Beş yıldır annem ve arkadaşım Susu ile buradayız. Okulda öğrendim burası Başkentmiş, kalenin arkasında ya da yüksekte olduğu için başkent demişler galiba.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sokakta oynarken kimse beni oyununa almıyor.” Neden geldin buraya” diyor çocuklar. Neden geldiğimi ben de bilmiyorum. Susu’ya soruyorum neden geldik buraya o da bilmiyor. Geldiğim yerden aklımda kalanlar, geceleyin gökyüzünün aydınlanması ve ardından seslerin duyulması, annem “korkma kızım bunlar fener alayı” diyordu. Ama fener alayını izlemek için dışarı çıkan çocuklar eve dönemiyordu. Babam nerde ona ne oldu onu da bilmiyorum. En son gördüğümde “görüşürüz” kızım demişti. Ama sonra onu hiç göremedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Annem her gün takvime bir çizik atıyor. Gelecek yıl burada olmayacağız diyor. Neden gideceğiz, nereye gideceğiz onu da bilmiyorum. Susu da bilmiyor ben nereye gidersem benimle beraber geliyor. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;Mülteciymişim ama mültecinin ne olduğunu bilmiyorum. Geçen hafta okula beyaz saçlı, korkunç bakışlı, şişko bir adam gelmişti. Öğretmenimiz “çocuklar bu amca müfettiş size bir kaç soru soracak” demişti. Sorduğu sorulara cevap verdim. Müfettiş amca bizimle beraber beslenme saatine kaldı. Müfettiş amca elimdeki poşeti görüp “nerede senin beslenme çantan ?” deyince ben korkudan konuşamadım. Öğretmenimiz “Müfettiş bey, o mülteci” demişti. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#660000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#000066;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5243059814497177698" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_xnAZ_0hHJOo/SMMXH1M60GI/AAAAAAAAAUk/ieHlLSaxoao/s320/foto_altindag.jpg" border="0" /&gt;Ben de o zaman öğrendim “mülteci” olduğumu, neydi bu mülteci eve gidene kadar bunu düşündüm. Mülteci beslenme çantası olmayan kişi miydi yoksa. Önce arkadaşım Susu’ya sordum, yüzüme baktı bir şey demedi. Anneme sorduğumda “Kızım büyüyünce öğrenirsin” diye cevap verdi. Peki “anne sen mülteci misin ?” diye sorduğumda takvime bakıp sustu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden buraya geldiğimi, gelecek yıl neden gideceğimi de bilmiyorum. Annemin neden çok konuşmadığını, babamın nerede olduğunu bilmiyorum. Neden beslenme çantamın olmadığını hiç bilmiyorum. Susu da bir şey bilmiyor. Bildiğim tek şey mülteci olduğum ama bana neden mülteci diyorlar onu bilmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Annem büyüyünce anlarsın demişti. Siz büyükler belki biliyorsunuzdur. Size sadece "iki soru"m olacak, biliyorsanız lütfen söyleyin de ben ve arkadaşım Susu öğrenelim;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000066;"&gt;Nedir bu mülteci ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve Ben neden mülteciyim ?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;* KaraLama Dergisinin 2. sayısında yayınlanmıştır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3613824965636374023-5717802348542705078?l=ozhanozguny.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozhanozguny.blogspot.com/feeds/5717802348542705078/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3613824965636374023&amp;postID=5717802348542705078' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3613824965636374023/posts/default/5717802348542705078'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3613824965636374023/posts/default/5717802348542705078'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozhanozguny.blogspot.com/2008/08/iki-soru.html' title='İKİ SORU *'/><author><name>Özhan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10008779048669561584</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_xnAZ_0hHJOo/SMMX65I7DzI/AAAAAAAAAU0/MghAUXKKaIQ/s72-c/TR.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3613824965636374023.post-6834237283447660489</id><published>2008-08-02T07:12:00.001-07:00</published><updated>2010-08-29T11:53:15.415-07:00</updated><title type='text'>BU KARDA BAHARDA *</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_xnAZ_0hHJOo/SJc1NvPhiqI/AAAAAAAAAM4/LgxPS05grKg/s1600-h/bahar_kar.jpg"&gt;&lt;span style="color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5230708002350271138" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_xnAZ_0hHJOo/SJc1NvPhiqI/AAAAAAAAAM4/LgxPS05grKg/s400/bahar_kar.jpg" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt; &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;Bu karda baharda diye başlıyor bu yazı … Sakın ha söz sanatı ya da kelime oyunu yaptığım sanılmasın, martın ortasına geldiğimiz halde (ki bugün martın 19’u) dışarıda kar yağıyor. “Bu karda baharda” sözcüğünü kullanmak istemediğim halde mecbur kalıyorum “bu karda baharda” demeye . Aslında bu yazı “bahar” yazısı olacaktı; içinde çiçeklerin açtığına, her yerin yemyeşil olduğuna, kırlara çıkıldığına, baharın yüreğimizin solmayan yanı olduğuna dair kelimeler olacaktı ama kar yağıyor işte, karın yağmasını kimse durduramıyor. Kar bahar ayında yağdığını anlamış olsa gerek yağmak için karanlığın çökmesini beklemiş, o da hoşnut değil bahar ayında yağmaktan…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki bu yağan yılın son karı, çocuklar yılın ilk karını karşılar gibi heyecanlı, karın artmasını ve yarın kartopu oynamayı istiyorlar. Yaşlılar soğuklar bitmedi mi diye şikayet edip karı eze eze evin yolunu tutuyor... Memurlar ödeyecekleri yakıt parasını nasıl denkleştireceklerini düşünüyorlar kara kara…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu karda baharda, Ankara Altındağ’da bir genç kız beyaz hayallere dalmış, hayal bu ya; beyaz atlı prensinin çıkıp gelmesini, onu uzaklara, belki de denizi olan bir şehre götürmesini düşlüyor, sobanın üstünde öylece duran çaydanlıktaki su gibi kızın yüreği, kaynıyor ama taşamıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_xnAZ_0hHJOo/SJXhtRg1Z4I/AAAAAAAAALw/h8SQQ2U_hzw/s1600-h/dsc01174rt8.jpg"&gt;&lt;span style="color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;Bu karda baharda Mamak’lı Hüseyin yeni bir işe başlamış gözlerinin içi gülüyor. Araya &lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_xnAZ_0hHJOo/THqsfA8d6rI/AAAAAAAAAvI/wG7Ckqe236E/s1600/untitled.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5510906742870764210" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 150px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_xnAZ_0hHJOo/THqsfA8d6rI/AAAAAAAAAvI/wG7Ckqe236E/s320/untitled.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;arkadaşlarını koymuş bu işi bulmak için Kızılay’da "vergi iade zarfı" satıyor, vergi iade zarfı deyip geçmeyin araya adam koyulup bulunan bir iş bu ülkemizde, yaza doğru şeffaf askı,yara bandı işine de girdi mi hele Yükselde hediyelik eşya standı açacak parayı biriktirdi mi o zaman görün Hüseyin’i...Hüseyin’in işe başladığı günü beklemiş sanki kar, umutları gibi beyaz... Belki her gün yanından geçiyoruz ama hiç birimizin Hüseyin’in gözlerindeki ışıltıyı görmeye zamanı yok...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu saatte ve bu mevsimde Ankara’ya yerini ve zamanını şaşırmış bir kar yağıyor, ben içinde “kar” geçen şiirleri düşünüyorum ve sadece şu iki dize geliyor aklıma;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;“Pencereden kar yerine kir geliyor&lt;br /&gt;  Kardelenler kar yerine kir deliyor”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hafızamı zorluyorum ama boşuna, aklıma başka dize gelmiyor, zamansız yağan kar hafızamı dondurmuş, şiirin diğer dizelerini hatırlayayım diyorum o da olmuyor, şairin adı: o da yok, bu şiiri ne zaman nerede okumuşum veya kimden dinlemişim o da gelmiyor aklıma, aklımda bir tek bu iki dize ve martın ortasında yağan kar var…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu dizeler günümüzü açıklıyor sanki diyorum kendi kendime , karamsar olabilir ama bu şiir öyle ve aklıma gelen tek kar şiiri… şiirin devamını hatırlasam daha iyimser dizeler çıkacak belki ortaya ama aklımda kalanlar sadece bunlar ... Sonra şiire ve şairine hak veriyorum, her şey hızla kirleniyorsa “kar” ilk kirlenen olacak diyorum renginden dolayı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu karda baharda Ankaranın yolları, caddeleri, çatıları, sokakları bembeyaz olmuş...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kar baharda da yağsa, kirli de yağsa insanların umut büyütmesine engel olamıyor…&lt;br /&gt;Bu karda baharda, insanlar bahara hazırlanıyor, kimi karda yürüyor, kimi pencereden karı izliyor, kimi karın yağdığından habersiz…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu karda baharda, insanlar yersiz yağan kara aldırmadan devam ediyor bembeyaz düşler görmeye….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu karda baharda…&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;___________________________________________&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;* Öteki Sosyal Hizmet Dergisinin 2. Sayısında Yayınlanmıştır.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3613824965636374023-6834237283447660489?l=ozhanozguny.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozhanozguny.blogspot.com/feeds/6834237283447660489/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3613824965636374023&amp;postID=6834237283447660489' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3613824965636374023/posts/default/6834237283447660489'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3613824965636374023/posts/default/6834237283447660489'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozhanozguny.blogspot.com/2008/08/bu-karda-baharda.html' title='BU KARDA BAHARDA *'/><author><name>Özhan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10008779048669561584</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp0.blogger.com/_xnAZ_0hHJOo/SJc1NvPhiqI/AAAAAAAAAM4/LgxPS05grKg/s72-c/bahar_kar.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3613824965636374023.post-509851870608113798</id><published>2008-08-02T07:11:00.002-07:00</published><updated>2008-08-03T09:34:50.580-07:00</updated><title type='text'>ZEKA TESTLERİ NEYİ ÖLÇÜYOR ? *</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_xnAZ_0hHJOo/SJRyvbsq8yI/AAAAAAAAAIM/9zhDBh48Q-Q/s1600-h/images.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5229931226498528034" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_xnAZ_0hHJOo/SJRyvbsq8yI/AAAAAAAAAIM/9zhDBh48Q-Q/s320/images.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;İbrahim YILDIZ**&lt;br /&gt;Özhan ÖZGÜN ***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Giriş&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;   Günlük konuşmalarda dolaylı ya da doğrudan “zeka, zeka düzeyi, zeki vb…” terimleri kullanılmakta, insanları tanımlarken zeka düzeyi referans alınmakta, sevdiğimiz, beğendiğimiz kişileri “zeki, akıllı”; sevmediğimiz kişileri ise “aklı başında değil ya da zekası kıt” olarak sınıflandırmaktayız. Bu sınıflandırmayı yaparken neyi ölçüt alıyoruz ? Tüm bu tanımlamalar zekanın değişken olduğunu, sayısallaştırılabileceğini ve yanlışsız ölçülebileceğini varsaymaktadır. Francis Galton’dan Binet, Termana’a kadar zekanın ölçülebilmesini sağlayacak bir çok ölçüt geliştirilmiştir. IQ (Zeka Bölümü) kavramını günlük yaşantımızın ayrılmaz bir parçası kılan bu ölçeklerin standardize edilmiş versiyonları günümüzde de yaygın olarak kullanılmaya devam ediyor. Ancak IQ testlerinin zekayı ölçüp ölçmediği hala tartışılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   Bu yazı, zeka, IQ kavramı ve zeka testlerinin neyi ölçtüğü üzerine süren tartışmalara küçük de olsa katkı sunmayı amaçlamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Çeşitli Zeka Tanımları&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   Zeka herkesin ne olduğunu bildiğini sandığı fakat hiç kimsenin tek bir tanım üzerinde anlaşamadığı bir kavramdır. Thorndike zekayı, kişinin ne kadar uyarıcı-tepki bağlantısını kazandığının bir ölçüsü olarak değerlendiriyor. Binet, Thorndike’ın yaptığı tanıma yakın bir tanım yaparak geliştirdiği testlerle zekanın ölçülebileceğini savunmuştur. Piaget zekayı, her türlü karmaşık akıl yürütme sürecinin altında yatan ve doğuştan gelen bilişsel yeti olarak tanımlıyor. Bergson zekayı, alet yaratma gücü Claperde ise uyum yeteneği olarak tanımlamıştır.&lt;br /&gt;Görüldüğü üzere bir çok bilim adamı, zeka üzerine kendilerine özgü farklı tanımlamalar yapmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Zeka Kavramının Yaygınlığı&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;1) Bilimsel Alandaki Yaygınlığı&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;a) Rehberlik Araştırma Merkezleri(RAM) :&lt;/strong&gt; İlköğretim kurumlarında öğretmenler, öğrencilerin öğrenme özelliklerinin yetersizliğinden kaynaklanan şüphe durumunda öğrenci Rehberlik Araştırma Merkezine sevk edilir. Rehberlik Araştırma Merkezindeki uzman personel kendi öğrenim yaşamında öğrenmiş olduğu standardize testlere göre çocuğun zekasını sınıflandırır ve gerek gördüğü eğitim kurumuna sevk eder. Bu kurum, zihin engelliler okulu ya da kaynaştırma okulu olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;b) Psikiyatrı Klinikleri :&lt;/strong&gt; Kliniğe gelen çocuğu değerlendirme biçimi olarak ulanılır. Psikolog ya da kurumdaki uzman personel çocuk; altı yaşın altındaysa gelişimsel, altı yaşın üstündeyse zihinsel açıdan standardize edilmiş testleri çocuğa uygular. Testi uygulayan uzman personelin geçmiş meslek yaşamındaki deneyimleri ve mezun olduğu okul bilgileri uygulayacağı testi şekillendirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;2) Toplumsal ve Güncel Alandaki Yaygınlığı&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;   Toplumsal yaşamda zeka kavramının kullanımı o kadar yaygınlaşmıştır ki hemen hemen her konuşmada zeka kelimesi geçmektedir. Akademik alandaki en küçük başarıdan, sokaktaki iki insanın hakaretlerine kadar ki yelpazede açık ya da üstü örtülü bir biçimde kullanılmaktadır. Günlük hayatta, sınavdan geçer not alma, daha önceki deneyimlere dayanarak bir işi becerme hatta bir konuya kendi özgün bakış açısını yansıtma bile o kişinin bir anda “zeki, sivri zekalı” olarak tanımlanmasına sebep olmaktadır. Ya da bir konuda uzlaşmaya varamadığımız kişi bir anda “laf anlamaz, kalın kafalı, söz anlamaz” olabilmektedir. Toplumumuzda pek konuşmayan yalnız kalmayı tercih eden kişiler; kimilerine göre “çok derin insan, akıllı ondan susuyor” diye nitelenirken yine aynı kişi kimilerine göre “boş bir insan ya da aptal olduğu için konuşmuyor” diye nitelenmektedir. Yine günlük hayatta sevdiğimiz kişileri “akıllı, çok zeki” olarak nitelerken, sevmediğimiz, anlaşmadığımız kişileri “salak, akılsız” olarak niteleyebiliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   Kısacası, günlük ve toplumsal yaşamda “zeka” kavramı daha çok kişiye karşı duygusal tutumlarımıza göre şekillenmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;IQ Kavramı ve Evrimi&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   IQ kavramı “Intelligent Quatient”in baş harflerinden oluşmuş kısaltmadır. Türkçeye “Zeka Bölümü(ZB), Zeka Katsayısı, Zeka Düzeyi” olarak çevrilmiştir.&lt;br /&gt;   Zekayı ölçme fikri ilk olarak, her şeyi ölçen ve sınıflandıran adam olarak tanınan Sir Francis Galton tarafından 19. yüz yılın sonlarında atılmıştır. Galton, Platonun öne sürdüğü, toplumun iyileştirilmesi için kalıtımsal yetiştirme yöntemine inanıyor ve doğal yeteneği bir diğer tabirle zekayı ölçeklendirme yollarını arıyordu. Dahiliğin kalıtsa olduğunu kanıtlama isteği ve zeka ile fiziksel özelliklerin arasında ilişki olduğuna inancı çeşitli deneyler ve çalışmalar yapmasına sebep olmuştur. 1869’da yayınladığı “Kalıtsal Deha”( Herediraty Genius) adlı yapıtındaki temel savı; “zihinsel ve fiziksel özelliklerin aynı ölçüde kalıtsal olduğuydu.” Fakat bu savla zihinsel yetenek ya da zekadaki değişkenleri, biyolojik değişkenlere indirgiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Binet ve Henry Simon (Binet- Simon Ölçeği)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://bp2.blogger.com/_xnAZ_0hHJOo/SJXcKhOZ6lI/AAAAAAAAALA/nGagxEp0XrY/s1600-h/TPMGBCAJYK6ZBCAPL549XCAPT6F60CA7U8M2MCA2VA7Q6CADAJ8JECAI65FC2CAVJEQ1HCA07FKF9CAN7A0Z6CAZQUU9UCA0HP53LCARHH2HTCALKSOW0CA326W4NCAMC2GGOCA0IL4WUCAVW65HW.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5230328615536290386" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_xnAZ_0hHJOo/SJXcKhOZ6lI/AAAAAAAAALA/nGagxEp0XrY/s320/TPMGBCAJYK6ZBCAPL549XCAPT6F60CA7U8M2MCA2VA7Q6CADAJ8JECAI65FC2CAVJEQ1HCA07FKF9CAN7A0Z6CAZQUU9UCA0HP53LCARHH2HTCALKSOW0CA326W4NCAMC2GGOCA0IL4WUCAVW65HW.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Binet meslektaşı Henry Simon’la beraber öğrenme güçlüğü çeken çocukların tespiti amacıyla ilk “yazılı zeka ölçeği”ni 1905’de yaptı. Bu ölçek otuz ayrı testten oluşuyor, üç ile on bir yaşındaki çocuklar için zorluk dercesine göre düzenlenmişti. Bu testler, resimleri adlandırma, kelimeleri tanımlama, söylenen sayıyı tekrar etme, hafızadan resim çizme sorularını içeriyordu. Testlerin temeli, daha büyük yaştaki çocuklar daha küçük çocukların yapamadığı zihinsel işlevleri yapabilir önermesine dayanıyordu. Böylece her yaş grubuna denk düşen daha parlak ya da daha aza yetenekli çocukları ayırabiliyordu. Testin alandaki kullanımı, bilimsellikten ziyade uygulamaya yönelikti ve güçlü bir zeka kuramına dayanmıyordu&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;IQ Kavramının Kullanılması; William Stern&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;   1912 yılında Alman psikolog William Stern zihinsel yaş ile kronolojik yaş arasındaki oranı kullanarak, şimdiki Intelligent Quatient (Zeka Bölümü) ya da IQ’yu ileri sürmüştür.&lt;br /&gt;Bu oran;&lt;br /&gt;Zihinsel Yaş&lt;br /&gt;IQ =---------------------------X 100 ‘dür&lt;br /&gt;Kronolojik Yaş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Standford - Binet Testi&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_xnAZ_0hHJOo/SJXavqlIytI/AAAAAAAAAKw/BQXvTH5hdVU/s1600-h/41UQ3CAC80JTQCAFVR21DCAW3HYC8CA9G1YBPCAK4YPEJCAF1UN2BCA9AX13BCAP496MECA8G12UZCA3KK1F3CAPX5IL7CA39KRF2CAD344OYCAHRL9NOCA5NKM5JCAAYDAUXCAAO3O11CADZDEME.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5230327054679460562" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_xnAZ_0hHJOo/SJXavqlIytI/AAAAAAAAAKw/BQXvTH5hdVU/s320/41UQ3CAC80JTQCAFVR21DCAW3HYC8CA9G1YBPCAK4YPEJCAF1UN2BCA9AX13BCAP496MECA8G12UZCA3KK1F3CAPX5IL7CA39KRF2CAD344OYCAHRL9NOCA5NKM5JCAAYDAUXCAAO3O11CADZDEME.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;1916 yılında Lewis Terman .&lt;/span&gt;&lt;a href="http://bp2.blogger.com/_xnAZ_0hHJOo/SJXcb9HM4gI/AAAAAAAAALI/1oFcNxJFI2Q/s1600-h/SN8OICAAFRP2OCAOHF0L5CACTZFZ7CAV3VMAACAMV1VKFCAMXG8DYCAUW6511CA9B9HOICAV8TD1CCALCSEI1CA6RZ83NCATI044JCADQL1NCCAC0QDLSCA7MA0I1CAXSSJTZCAKIHR6GCAKUT2QZ.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5230328915080045058" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_xnAZ_0hHJOo/SJXcb9HM4gI/AAAAAAAAALI/1oFcNxJFI2Q/s320/SN8OICAAFRP2OCAOHF0L5CACTZFZ7CAV3VMAACAMV1VKFCAMXG8DYCAUW6511CA9B9HOICAV8TD1CCALCSEI1CA6RZ83NCATI044JCADQL1NCCAC0QDLSCA7MA0I1CAXSSJTZCAKIHR6GCAKUT2QZ.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;öncülüğünde Standford Üniversitesinde bir grup bilim adamı Simon-Binet ölçeğini biraz daha geliştirmişlerdir. Bellek, mekansal ilişki ve pratik muhakeme gücÜnü ölçmeye yönelik bu test problemin nedeninden çok yaş normları ve yaş grubuna uygunluğu açıklamıştır.&lt;br /&gt;IQ testleri birkaç yıl içinde diğer dillere çevrilmiş ve dünyada başka ülkelere de yayılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sosyal Politika Silahı Olarak IQ Testleri&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;   Ve artık yeni bir çağ başlamıştır. Zeka ölçülmüş ve güçlü, egemen devletlerin elinde bir sosyal politika silahı halini almıştır. Zeka , kalıtım sayesinde aktarılan, toplumsal sınıf ve ırksal kökene dayanan doğuştan gelen ve değişmeyen bir şey olarak düşünülüyordu.&lt;br /&gt;   Standford-Binet testlerini ABD’ye getiren Lewis Terman’a göre düşük zeka; “güney batılı İspanyol-Yerli ve Meksikalı aileler ile zenciler arasında çok yaygın ve ortak bir şeydir… Düşük zekanın ırksal olduğu ya da en azından geldikleri aile soyunda doğuştan olduğu görülmektedir… Bu grubun çocukları özel sınıflara ayrılmalıdır” diyebilmiştir.&lt;br /&gt;Bu testleri İngiltere’ye uyarlayan Burt; erkeklerin kadınlardan, Hrıstiyanların Yahudilerden, İngilizlerin İrlandalılardan, üst sınıfların alt sınıflardan daha zeki olduklarına dair alinde çok güçlü kanıtlar olduğunu iddia ediyordu.&lt;br /&gt;   Yine Hitler Almanya’sında, Almanların diğer ırklardan üstün ve daha zeki oldukları iddia ediliyordu.&lt;br /&gt;   Yakın geçmişe bakacak olursak 60-70’li yıllarda Türkiye’den Almanya’ya göç eden işçilerin çocukları IQ testlerine tabi tutulmuş, testi anlamadıkları, kültürlerine uymadığı için düşük zekalı olara nitelenmiş ve özel eğitim kurumlarında eğitim görmüşlerdi&lt;br /&gt;   Bu görüşlere göre, birileri kömür ve su taşımak için; birileri de toplumu yönetmek için doğmuştur. Bu testler, sonuçları tayin eden kültürel ve toplumsal şablonların ezici ağırlığı altındadır. Testler tedavi için değil tecrit için kullanılıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;Zeka Testleri Neyi Ölçüyor ?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;   İnsan zekası, sadece genler, beyin ya da sosyal çevrede şekillenmemekte, hepsinin bütünsel etkileşiminde ortaya çıkmaktadır. Her şeyden önce “zeka”nın ne olduğu üzerine bir uzlaşıya varılmadan, insanları “dahi, zeki, az zeki, donuk zekalı, moron vb…” olarak kategorize etmek, sosyal çevreyi ve kültürel faktörleri, testin yapıldığı andaki duygusal durumu ve ortamı, sosyo-ekonomik düzeyi, bireysel farklılıkları hesaba katmadan yapılan IQ testleri, zeka düzeyi belirleme testleri neyi ölçebilir ?&lt;br /&gt;   IQ kavramının çıkışından bugüne kadar “insan zekası” gibi esnek, geniş, değişebilen karmaşık bir olguyu “ölçmek, sınıflandırmak ve puana indirgemek” ne kadar mümkün ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sonuç Yerine&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   1985 yılında uluslar arası düzeyde tanınmış psikolog Jacques Goodnow bir makalesinde testler hakkında açıklığa ve netliğe varana kadar, IQ testlerinin uygulanmasının ertelenmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Goodnow’un yıllar önce yaptığı çağrıyı bir kez daha düşünmenin ve IQ testleri üzerine daha derinlemesine çalışmalar yapmanın tam zamanıdır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;Yararlanılan Kaynaklar :&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1) Alan Woods ve Ted Grant,Aklın İsyanı,Tarih Bilinci Yayınları.2004. İstanbul&lt;br /&gt;2) Ken Richardson,The Origins of Human Potential, Routlledge Press,1998,NewYork&lt;br /&gt;3) Ken Richardson,The Making of Intelligence,Columbia University Press,2000,NewYork&lt;br /&gt;4) Ana Britannica,Cilt 4- 9, Ana Yayıncılık, 1987, İstanbul&lt;br /&gt;5) S. Budak,Psikoloji Sözlüğü, Bilim Sanat Yayınları, 2001,Ankara&lt;br /&gt;6) O. A Gürün,Psikoloji Sözlüğü, 2001, İstanbul&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;* 10. Ulusal Psikoloji Öğrencileri Kongresinde sunulan aynı isimli “Sözel Bildiri”nin tam metnidir.&lt;br /&gt;** Psikolog&lt;br /&gt;*** Sosyal Hizmet Uzmanı&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3613824965636374023-509851870608113798?l=ozhanozguny.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozhanozguny.blogspot.com/feeds/509851870608113798/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3613824965636374023&amp;postID=509851870608113798' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3613824965636374023/posts/default/509851870608113798'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3613824965636374023/posts/default/509851870608113798'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozhanozguny.blogspot.com/2008/08/zeka-testleri-neyi-lyor.html' title='ZEKA TESTLERİ NEYİ ÖLÇÜYOR ? *'/><author><name>Özhan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10008779048669561584</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/_xnAZ_0hHJOo/SJRyvbsq8yI/AAAAAAAAAIM/9zhDBh48Q-Q/s72-c/images.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3613824965636374023.post-1354869622812971863</id><published>2008-08-02T07:11:00.001-07:00</published><updated>2008-08-03T12:49:55.203-07:00</updated><title type='text'>BU SEFER SON</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://bp2.blogger.com/_xnAZ_0hHJOo/SJRy9p5uePI/AAAAAAAAAIU/JMuFQYVnSks/s1600-h/n688187279_373420_9621.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5229931470829549810" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_xnAZ_0hHJOo/SJRy9p5uePI/AAAAAAAAAIU/JMuFQYVnSks/s320/n688187279_373420_9621.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;“Gurbet” terim olarak Arapçada “uzakta olan” anlamına gelen “ğarib” kelimesinden gelmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzaklarda olmayan için pek bir anlam ifade etmeyen bu kelime, doğduğu yerden binlerce kilometre uzaklara ekonomik yoksunluğunu az da olsa gidermek için giden kişi ve geride bıraktığı kişiler için bir çok anlama gelmektedir …&lt;br /&gt;Uzaklara gidenler, yaşadıkları duyguları çocuklarına koydukları isimlerle ifade etmiş ve bu isimlerle içlerini dökmüştür. Çocukların isimler genelde; “Özlem, Hasret, Sıla ille de Gurbet”tir. Sıla ismini koyan ebeveynlerin tek umudu bir gün sılaya dönüp gurbet hapishanesinden kurtulmaktır belki de…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çevremize baktığımızda bir çok kişinin başta kendine olmak üzere eşi ve çocuklarına daha yaşanır bir hayat kurmak ve ekonomik yönden daha özgür olmak için gurbet hapishanesine kendilerini teslim ettiklerini görüyoruz. Her ne kadar süreli olarak yurtdışına giden “göçmen”lerin tanımında, “ekonomik sebeplerden dolayı “kendi isteğiyle” başka bir ülkeye giden” kişi cümlesi yer alsa da yaşadığı yerdeki ekonomik, sosyal ve çevresel etmenler kişiyi uzaklara gitmeye “zor”lamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gurbete giden kişi kendini her yönden kısıtlamakta, her türlü dışlanma, kötü koşul ve yalnızlığa uzaklardaki Hasret’ler, Sıla’lar, Gurbetle, Özlem’ler için katlanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yurduna döndüğünde gurbettekine sorulan ilk soru “temelli mi geldin ?” cevap ise “bu sefer geri dönmek yok ölürüm de gitmem o çöllere” oluyor. Birkaç ay sonra biriktirdiği kısıtlı parayı tüketen kişi; sözünü tutamamanın verdiği mahcubiyetle, tutamayacağını bildiği “bu sefer son!” sözüyle gurbet hapishanesinin yolunu tutmaktadır maalesef…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimisi 3 yıl, kimisi 5 yılı kimi ise 25 yıl kalabilmekte… Geri geldiklerinde çocuklarına, eşlerine ve kendilerine daha iyi bir yaşam standardı sağlayan ya da sağlamayan babalar, eşleriyle, çocuklarıyla, arkadaşlarıyla yeniden tanışmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukluklarının, ilk gençliklerinin geçtiği sokaklarda, caddelerde, yollarda bir yabancı gibi yürümektedirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gurbete gittiklerinde yaşadıkları duygunun aynısını bu sefer yurtlarında yaşamakta ve bu durumdan daha çok etkilenmektedirler. Artık “gurbet” ve “sıla” yer değiştirmiştir. Sıla 15-20 yıllarının geçtiği, sözde isteyerek ama mecbur kalarak gittikleri uzaklar olmuş; gurbet ise gerçek anlamda isteyerek geldikleri yıllarca hayallerini kurdukları güzel günlerin yaşanacağı tek yer olan sevdiklerinin olduğu yurtları olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anılarını anlatırken“bizim Tebük’te, Bir ara bizim kefil’le…” demeye başlayınca kendi yurtlarında ve gurbete gitmelerinin tek sebebi olan eşleri ve çocuklarıyla “anı”ları olmadığını anlamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gurbetten dönen kişi sevdiklerine yabancı olmuştur. Ne kadar “keşke gitmeseydim” dese de gitmesinden daha makul bir çözüm bulamayan kişinin kafasında bir sürü soru işareti dolaşmaya başlamıştır bile…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen yılların hesabını soracak kişileri aramakta ama bulamamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzaklara giden kişinin giderken “Bu sefer son! bir daha gitmeyeceğim “ sözünü tutabileceği koşulların kendi ülkelerinde yaratılması için hep beraber bir şeyler yapmanın ve haklarımıza sahip çıkmanın zamanı çoktan gelmiştir diye düşünüyorum…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Memleket Gazetesinde yayınlanmıştır.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3613824965636374023-1354869622812971863?l=ozhanozguny.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozhanozguny.blogspot.com/feeds/1354869622812971863/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3613824965636374023&amp;postID=1354869622812971863' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3613824965636374023/posts/default/1354869622812971863'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3613824965636374023/posts/default/1354869622812971863'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozhanozguny.blogspot.com/2008/08/bu-sefer-son.html' title='BU SEFER SON'/><author><name>Özhan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10008779048669561584</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp2.blogger.com/_xnAZ_0hHJOo/SJRy9p5uePI/AAAAAAAAAIU/JMuFQYVnSks/s72-c/n688187279_373420_9621.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3613824965636374023.post-7327936519448442017</id><published>2008-08-02T07:10:00.000-07:00</published><updated>2010-07-19T12:32:11.145-07:00</updated><title type='text'>BAŞKA TÜRLÜ BİR ÜNİVERSİTE</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Süleyman İLERİ&lt;br /&gt;Özhan ÖZGÜN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Üniversite” dendiğinde aklımıza gelen kavram “YÖK” oluyor. Konu YÖK olduğunda anlatacak kelime bulunmuyor ya da anlatılanlar bitmiyor. Nedir bu YÖK, başımıza neden musallat olmuştur, nerden çıkmıştır, neden böyle bir şeye ihtiyaç duyulmuştur. Fazla uzatmadan kısaca YÖK’e dair konuşmak bu durumda en iyi yol olarak görünüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilindiği üzere Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) askeri darbe ardından üniversitede cereyan eden öğrenci hareketlerini bahane ederek kurulmuştur. Kurulur kurulmaz ilk icraatı çok sayıda akademisyen ve öğrencinin okullardan uzaklaştırılması hatta atılması olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://bp2.blogger.com/_xnAZ_0hHJOo/SJXgbGm7AjI/AAAAAAAAALo/JuVoBkmPIe4/s1600-h/805372701161be6dcb9d14e30643de4b.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5230333298495652402" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_xnAZ_0hHJOo/SJXgbGm7AjI/AAAAAAAAALo/JuVoBkmPIe4/s400/805372701161be6dcb9d14e30643de4b.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Asıl amacı toplum için bilim üretmek olması gereken üniversiteleri, büyük şirketlerin istekleri doğrultusunda yeniden tesis eden, adım adım yaptığı özelleştirmelerle eğitimin her geçen gün gelir bakımından daha üst sınıfın hizmetine sunan, dar gelirlinin okuma olasılıklarını ortadan kaldırmak YÖK’ün bir diğer icraatı olmuştur. Tek amacı kar etmek olan bu anlayış üniversiteleri ticarethaneye çevirip; alınan harçlar, kayıt paraları, bağışlar, kimlik paraları, kırtasiye masrafları, barınma ücretleri, ulaşım bedelleri, hologram ücretleri gibi adını telaffuz edemediğimiz bir çok masrafla öğrenciyi müşteriye çevirmekte geç kalmamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilimsel düşünceden, araştımadan, eleştiriden ölesiye korkan YÖK zihniyeti kendi dar görüşünü sürdürebilecek öğrenciler yetiştirmeyi hedefleri arasına koymuştur. 1980 öncesi üniversitelerle, günümüzü karşılaştırdığımızda bu konuda ne çok yol aldığını görebilmemiz mümkün, YÖK’ten önce üniversite öğrencilerinin günlük sohbetleri içine edebiyat, sinema, dünyada yaşanan olaylar, müzik gibi hayata dair konular girerken günümüzde bu konuşmaların yerini; okulu bitirince hangi şirkete girmek istedikleri, hangi kariyer günlerine katılmak gerektiği, özgeçmişini nasıl dolduracağı gibi konuşmalar almıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YÖK bir taraftan içi boşaltılmış özünden uzaklaşmış üniversite ve öğrenci modelini var etmeye çalışırken, diğer taraftan düşünen, sorgulayan, tartışan, aydın öğrencileri; özel güvenlik birimleri, her köşeye konulan kameralar, soruşturmalar, uzaklaştırmalar hatta okuldan atmalara varan disiplin cezalarıyla hizaya getirmek için var gücüyle çalışmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YÖK’ün marifetleri saymakla, yazmakla bitmeyecek gibi görünüyor. Durum şu an için iç karartıcı olabilir ama umut hala var. “Başka türlü bir şey” isteyen öğrenciler olarak bu iç karartıcı tabloyu rengarenk bir duruma çevirmek üniversiteleri toplum için bilim, teknik ve hizmet üreten, özgür ve ellerimizde, gözlerimizde, yüreğimizde yeter ki umudumuzu yitirmeyelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç olarak; “Başka türlü bir üniversite”, “başka türlü bir gelecek” istemek ve yaratmak için çalışmaktan başka bir şey gelmiyor elden…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Öteki Sosyal Hizmet Dergisinin 3. sayısında yayınlanmıştır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3613824965636374023-7327936519448442017?l=ozhanozguny.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozhanozguny.blogspot.com/feeds/7327936519448442017/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3613824965636374023&amp;postID=7327936519448442017' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3613824965636374023/posts/default/7327936519448442017'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3613824965636374023/posts/default/7327936519448442017'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozhanozguny.blogspot.com/2008/08/baka-trl-bir-niversite.html' title='BAŞKA TÜRLÜ BİR ÜNİVERSİTE'/><author><name>Özhan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10008779048669561584</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp2.blogger.com/_xnAZ_0hHJOo/SJXgbGm7AjI/AAAAAAAAALo/JuVoBkmPIe4/s72-c/805372701161be6dcb9d14e30643de4b.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3613824965636374023.post-2439819605433143891</id><published>2008-08-02T07:09:00.000-07:00</published><updated>2010-08-29T13:22:04.449-07:00</updated><title type='text'>ALIŞ(MA)MAK ÜZERİNE...</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://bp2.blogger.com/_xnAZ_0hHJOo/SJjM0uCGDDI/AAAAAAAAANU/crmgUOFF-4k/s1600-h/DSCF1103.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5231156173272910898" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 163px; CURSOR: hand; HEIGHT: 139px" height="166" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_xnAZ_0hHJOo/SJjM0uCGDDI/AAAAAAAAANU/crmgUOFF-4k/s400/DSCF1103.JPG" width="192" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Çocukken hava kapalı olunca yaptığımız bütün planlar alt üst olurdu. Denize gitmek, pikniğe gitmek bütün bunlar havanın açık ya da “güneşli” olmasına bağlıydı. Kapalı hava evde oturmak,sıkılmak ve güneşin çıkmasını beklemek anlamına geliyordu; güneşli günler dışarıda olmak ve oyun oynamaktı. Belki bu yüzden sabah uyandığımda güneşi görememek, gökyüzündeki pus rengi bulutlarla güne başlamak hala içimde bir sıkıntı yaratır, hele bir de hava soğuksa sıkıntı biraz daha artar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çevremdekiler bu havalara zamanla sen de “alışırsın” diyorlar ama benim alışmaya pek niyetim yok. Nasıl ki karanlığa alışmayı kabul etmediğim için aydınlıktan yana olmayı seçtiysem sabah uyandığımda güneşi gör(e)memeye de alışmayacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alışmak kabul etmek değil midir ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karanlığa alışanlar, aydınlık günler için çabalamamayı, susmayı kabul edenler değil mi ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kar altında kalmaya alışanlar, bahara ve denize ulaşmayı göze al(a)madıklari için kabul etmediler mi bu karlı ve puslu havayı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alışmayacağım işte, ne ne kar güzellemelerine ne de puslu hikayelere…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alışmak, karanlığı kabul etmek ve karanlığın bir parçası olmak değil midir ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanların arasındaki sınırlara, büyük yalanlara, karanlığa karşı susmaya ve her şeyi kabullenmeye alışmayacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başımıza ne geldiyse kolay alıştığımız için gelmedi mi ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yitip gitmelere bile alıştık diyordu biri… Hem de göz göre göre… Alışmasaydık yitirir miydik insanları…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelecek için düşler kurmamaya, bize biçilen rolleri kabul etmeye, anlık ilişkilere, anlık yaşamaya alıştırmaya çalışıyorlar bizi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşlı bir amca şunları söylemişti alışmakla ilgi;&lt;br /&gt;“Kötü bir koku duyunca önce burnumuzun direği kırılacak gibi olur ama zamanla kokuyu almaz oluruz”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu kötü kokulara, kötü yalanlara, geleceğimiz körelten hikayeler dinlemeye alışmayacız…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayaller kurmalıyız, düşler mayalamalıyız gelecek günler için…&lt;br /&gt;Şairin dediği gibi;&lt;br /&gt;“Kar altında, deniz düşü görmeliyiz”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Denize varmak için, bahara ulaşmak için çabalamalıyız, karanlığa, karlı,puslu havaya ve kötü kokulara alışırsak kayboluruz…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün uyandığımızda karanlığı yok eden, karları eritip puslu havayı dağıtan bir güneşle karşılaşacağız ve masmavi göğe bakıp “güneşli günlere merhaba” diyeceğiz…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu yüzden,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uyandığımızda güneşi görmemeye;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ALIŞ-MA-MA-LI-YIZ…&lt;br /&gt;_____________________________________________&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Öteki Sosyal Hizmet Dergisinin 1. sayısında yayınlanmıştır.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3613824965636374023-2439819605433143891?l=ozhanozguny.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozhanozguny.blogspot.com/feeds/2439819605433143891/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3613824965636374023&amp;postID=2439819605433143891' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3613824965636374023/posts/default/2439819605433143891'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3613824965636374023/posts/default/2439819605433143891'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozhanozguny.blogspot.com/2008/08/alimak-zerine.html' title='ALIŞ(MA)MAK ÜZERİNE...'/><author><name>Özhan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10008779048669561584</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp2.blogger.com/_xnAZ_0hHJOo/SJjM0uCGDDI/AAAAAAAAANU/crmgUOFF-4k/s72-c/DSCF1103.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3613824965636374023.post-8389298102809612774</id><published>2008-08-02T07:08:00.000-07:00</published><updated>2010-07-20T13:16:31.734-07:00</updated><title type='text'>1980 SONRASI MÜZİKTE MÜLTECİLİK VE GÖÇ İMGESİ*</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_xnAZ_0hHJOo/TEYDRH4ffTI/AAAAAAAAAu0/hqoPhMkaGQ8/s1600/36ab64253f9e22916b4b4da6981532bb_1264896749.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5496083987960921394" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 166px; CURSOR: hand; HEIGHT: 212px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_xnAZ_0hHJOo/TEYDRH4ffTI/AAAAAAAAAu0/hqoPhMkaGQ8/s200/36ab64253f9e22916b4b4da6981532bb_1264896749.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;Sığınma ve göç insanlık için yeni bir kavram değildir. Her insan hayatının belirli bir döneminde bulunduğu yerden ayrılmak zorunda kalmıştır. İnsanlar zorunlu kaldıkları için ya da daha güzel bir yaşam için kendi istekleriyle bulundukları yerden ayriüılmaktadır. Göç eden insan, yeni gelinen yer ile bırakılan yerin arasında sıkışıp kalmıştır. Bunun yanında yaşadığı yerde ırkı, dini, bir toplumsal gruba mensubiyeti, siyasi görüşü yüzünden hayatı tehdit altında olan kişiler doğdukları, büyüdükleri yerden ayrılmak zorunda kalmış fakat yüreğinin bir kısmını terk ettikleri yerde bırakmıştır. Artık hayatının geri kalanını gittiği yerde mülteci olarak geçirecektir. Buna sığınma, iltica, göç ya da sürgün denebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazıda 1980 askeri darbesinden sonra siyasi görüşleri yüzünden ülkelerini terk etmek zorunda kalan müzik sanatçılarının gözünden mülteci kavramı ele alınacaktır. Bunun yanında 1980’den sonra müzik piyasasının ‘özgün müzik’ diye nitelediği protest müzik sanatçılarının göç olgusuna bakışına yer verilecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1980 Sonrası Müziğin Genel Özellikleri&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://bp3.blogger.com/_xnAZ_0hHJOo/SJXXEsYWqSI/AAAAAAAAAJo/1nYjxi83W2g/s1600-h/3G9K8CAUO1BFACATBNOHQCA0VZXQOCAH69VH0CAAVRI7FCA65QUE1CAEB06PNCA6DHJOLCAZ16MSVCA5BDWFPCAV801CMCAKJTO5VCA4F1UZ8CA4BILZICAQAW33PCAN0LRJKCA9BYQ0MCASQ1STM.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5230323017893456162" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" height="111" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_xnAZ_0hHJOo/SJXXEsYWqSI/AAAAAAAAAJo/1nYjxi83W2g/s320/3G9K8CAUO1BFACATBNOHQCA0VZXQOCAH69VH0CAAVRI7FCA65QUE1CAEB06PNCA6DHJOLCAZ16MSVCA5BDWFPCAV801CMCAKJTO5VCA4F1UZ8CA4BILZICAQAW33PCAN0LRJKCA9BYQ0MCASQ1STM.jpg" width="100" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;1980 öncesi müziğe damgasını vuran müzik türünde gözümüze, bağlama, cura, davul ve kaval gibi Türk enstrümanlarının batı müzik enstrümanları olan gitar, bateri, org gibi enstrümanlarla beraber çalınışı ve doğu – batı sentezine varmak olmuştur. Dünya’da Bob Dylan ve Viktor Jara’nın öncülük ettiği “Yeni Şarkı” türü Türkiyede’de bir çok sanatçıyı etkilemişti. Halk müziğinden beslenen bu müzik türü yeni şarkıyı aramakta ve yeni besteler ortaya koymaktaydı. Nazım Hikmet, Ahmed Arif ve Enver Gökçe gibi toplumcu şairlerin şiirleri besteleniyordu. 1980 askeri darbesiyle yeni şarkı, protest müzik yapan sanatçılar siyasi görüşlerinden dolayı ülkelerini terk etmek zorunda kalmış, ülkede kalanlar uzun süre suskun kalmıştır.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mülteci Sanatçılar&lt;br /&gt;1980 askeri darbesinde Birleşmiş Milletler (BM) verilerine göre 105 bin kişi siyasi mülteci&lt;a href="http://bp2.blogger.com/_xnAZ_0hHJOo/SJXXSFrTIEI/AAAAAAAAAJw/wTcczgAsRes/s1600-h/LEG0ECAW5BHHBCAE9D1G3CABVCIVFCAEFAI4OCAN4GGI0CA9OGUB1CA70A1Q5CA3LCIWACA9PQOR6CATW3Q4ECAGM74JKCAHE8JJYCA810R8PCAARW72ACA7H5B20CA0ZUVOICAUUQSQ2CAABXSAW.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5230323248022102082" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 114px; CURSOR: hand; HEIGHT: 97px" height="104" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_xnAZ_0hHJOo/SJXXSFrTIEI/AAAAAAAAAJw/wTcczgAsRes/s320/LEG0ECAW5BHHBCAE9D1G3CABVCIVFCAEFAI4OCAN4GGI0CA9OGUB1CA70A1Q5CA3LCIWACA9PQOR6CATW3Q4ECAGM74JKCAHE8JJYCA810R8PCAARW72ACA7H5B20CA0ZUVOICAUUQSQ2CAABXSAW.jpg" width="122" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; statüsünde yurt dışına çıkmıştır. Bunların arasında, Cem Karaca, Şanar Yurdatapan, Melike Demirağ, Ali Asker, Sadık Gürbüz Fuat Saka gibi sanatçıların yanı sıra 1971 askeri darbesiyle yurdunu terk eden Zülfü Livaneli’yi de sayabiliriz. Siyasi mülteci olarak yurt dışına çıkan sanatçılar Avrupa’nın belirli şehirlerinde müzik yapmaya devam etmiş, kendi durumlarını notalara ve sözlere yansıtmışlardır. Ayrıca Avrupa’da yaşayan Türk göçmenlerin durumuna da şarkılarında değinmişlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_xnAZ_0hHJOo/SJXXfGCmVRI/AAAAAAAAAJ4/J8BigW82fpE/s1600-h/PW5G4CAEQDQ9BCAK38WZ1CAK4Q835CA4XBENECAPHHBO6CAA9X2AZCAWQFOGSCAN6G9AICAE3OZ2WCAA14JC6CA442AAVCAD43KYWCABET77UCA6JGSGPCAYKPPCVCACSUDQGCACDDZLUCA0LG5SQ.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5230323471458129170" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" height="109" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_xnAZ_0hHJOo/SJXXfGCmVRI/AAAAAAAAAJ4/J8BigW82fpE/s320/PW5G4CAEQDQ9BCAK38WZ1CAK4Q835CA4XBENECAPHHBO6CAA9X2AZCAWQFOGSCAN6G9AICAE3OZ2WCAA14JC6CA442AAVCAD43KYWCABET77UCA6JGSGPCAYKPPCVCACSUDQGCACDDZLUCA0LG5SQ.jpg" width="71" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;1983 yılında ülkeyi terk edip Avrupa’ya giden sanatçı Ali Asker 1984 yılında “Sürgün” adlı albümü yayınlamıştır. Sürgünü şu sözleriyle tanımlamıştır;&lt;br /&gt;“Sürgün bir ağacın kökünün ve yapraklarının kendi yaşam alanına dolan hava ve toprakla bağlantısının kopmasına benzer, sürgün aniden sona eren bir sevgiye benzer sürgün dehşet verici bir ölüme benzer çünkü ölüm bilinçle yaşanmaktadır”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://bp2.blogger.com/_xnAZ_0hHJOo/SJXZLKqDX_I/AAAAAAAAAKY/5YoNvyMco8Y/s1600-h/images.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5230325328123224050" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 106px; CURSOR: hand; HEIGHT: 98px" height="108" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_xnAZ_0hHJOo/SJXZLKqDX_I/AAAAAAAAAKY/5YoNvyMco8Y/s320/images.jpg" width="115" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;Zülfü Livaneli 1987 yılında yayınladığı “Gökyüzü Herkesindir” adlı albümünde sözleri Aysel Gürel’e müziği kendisine ait olan “Sürgün” adlı şarkıda, sürgün edilmiş birinin duygularını şöyle yansıtmıştır; ‘Fırtınada ak ayazda sürgün her yerde hep yalnızdır’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fuat Saka’da Almanya’daki siyasi mülteci günlerinde “Exile” Sürgün adlı enstrümantal beste yapmıştır. Ayrıca şarkı sözlerinde Almanya’daki Türk göçmenlerin durumuna değinmiştir. Liman İşçisi adlı şarkısında ülkesinden uzaktaki işçilerin sorunlarını dile getirmiştir;&lt;br /&gt;‘Eser Hamburg akşamları&lt;br /&gt;Yüreğime işler gider&lt;br /&gt;Fırtınayla gelen rüzgar&lt;br /&gt;Yüzümü kavurur gider&lt;br /&gt;...Yaman olur gurbetliğin&lt;br /&gt;İnceden çöken sızısı&lt;br /&gt;Ne zaman diner bilinmez&lt;br /&gt;Hasretimizin yarası’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_xnAZ_0hHJOo/SJXWMG1Sp7I/AAAAAAAAAJQ/NilEM-1ywRQ/s1600-h/7N0TICAOY7ZFDCANSLX0KCATAN46BCAZKG0B3CAC50QCJCADM1DNKCAOW204UCAUNPSLCCABOUXMTCATQH085CAJVP3FWCARMSC4XCAHFJH2UCA51W1ABCACD8T3PCAJX2N5TCA3MFYSOCAA8TH3R.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5230322045741606834" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" height="70" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_xnAZ_0hHJOo/SJXWMG1Sp7I/AAAAAAAAAJQ/NilEM-1ywRQ/s320/7N0TICAOY7ZFDCANSLX0KCATAN46BCAZKG0B3CAC50QCJCADM1DNKCAOW204UCAUNPSLCCABOUXMTCATQH085CAJVP3FWCARMSC4XCAHFJH2UCA51W1ABCACD8T3PCAJX2N5TCA3MFYSOCAA8TH3R.jpg" width="77" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;Ayrıca Fuat Saka yurda döndükten sonra Almanya’daki mülteci günlerinde yaptığı şarkı ve bestelerden oluşan “Bir Sürgün’ün Not Defteri” adlı albümünü yayınlamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadık Gürbüz ‘Ölüm Adın Kalleş olsun’ adlı albümündeki Hamburg Türküsü adlı bestesinde yine Almanya’daki gurbetçilerin duygularını ve ve kendi sürgünlüğünü&lt;a href="http://bp3.blogger.com/_xnAZ_0hHJOo/SJXWdQ-vREI/AAAAAAAAAJY/eO5iQY4ZuZ4/s1600-h/25HMRCA2RX6F6CAOHTCIWCAML3XE0CAZFERQZCA2XP0SYCADB80BLCAXFKS8QCAJM2QUQCAD89WMWCAGST9YSCAMKVXQLCA7KHYFACAG4DOMHCAAJLMEDCA560LD3CAUOCTGVCA6EIVVPCAW8EH5Q.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5230322340523361346" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" height="119" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_xnAZ_0hHJOo/SJXWdQ-vREI/AAAAAAAAAJY/eO5iQY4ZuZ4/s320/25HMRCA2RX6F6CAOHTCIWCAML3XE0CAZFERQZCA2XP0SYCADB80BLCAXFKS8QCAJM2QUQCAD89WMWCAGST9YSCAMKVXQLCA7KHYFACAG4DOMHCAAJLMEDCA560LD3CAUOCTGVCA6EIVVPCAW8EH5Q.jpg" width="79" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; özetlemiştir;&lt;br /&gt;‘Ay doğuş penceremin perdesinin ardından&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;Çekerim hasretliği kurtulmanın derdinden&lt;br /&gt;Ay doğmuş parıl parıl Hamburg’u aydınlatır&lt;br /&gt;Şu memleket hasreti yüreğimi çınlatır&lt;br /&gt;Gurbet kurtuluş olmaz elin kahrı çekilmez&lt;br /&gt;Ne zaman döneceğiz bunu hiç kimse bilmez’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cem Karaca, siyasi mülteci olduğu dönemlerde “Almancılar” adlı şarkısıyla, “Almancı” diye tabir edilen göçmenlerin Almanya’ya gidiş sürecini şu sözlerle özetlemiştir;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_xnAZ_0hHJOo/SJXX3cI13AI/AAAAAAAAAKI/8tiyUP-HvXQ/s1600-h/ZE9X5CAQ0KZVCCATH96QCCAKO935LCAUS6Z98CA147RIRCA61XVC2CAT8IEB1CALZND72CA70QDFQCAELUF63CA22SOMACAF5H45HCAT4ZOKMCAX0BXK6CAVY3DAHCAJ8WH56CAGWW88RCA51YRZM.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5230323889706753026" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" height="113" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_xnAZ_0hHJOo/SJXX3cI13AI/AAAAAAAAAKI/8tiyUP-HvXQ/s320/ZE9X5CAQ0KZVCCATH96QCCAKO935LCAUS6Z98CA147RIRCA61XVC2CAT8IEB1CALZND72CA70QDFQCAELUF63CA22SOMACAF5H45HCAT4ZOKMCAX0BXK6CAVY3DAHCAJ8WH56CAGWW88RCA51YRZM.jpg" width="102" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;‘Davulla zurnayla yola çıkmış&lt;br /&gt;Bandoyla karşılanmıştık&lt;br /&gt;İş gücümüzdü sattığımız&lt;br /&gt;Ter olup çarklara aktığımız&lt;br /&gt;Servete servet kattığımız&lt;br /&gt;Gurbet el şimdi bize Dön geri diyor&lt;br /&gt;Bebeler doğurduk gurbet ellere&lt;br /&gt;Büyüdüler verdik taş mekteplere&lt;br /&gt;Dilleri dönmez ki bizim dillere&lt;br /&gt;Merhabayı bilmez “guten tag” diyor&lt;br /&gt;Yılda bir kere izindir deyip&lt;br /&gt;Bulgar’ın Yugoslav’ın yolunu tepip&lt;br /&gt;Edirne Ardahan gözümde tüten&lt;br /&gt;Canım memleket bize Almancı diyor’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şanar Yurdatapan’ın bestesini yaptığı, Melike Demirağ’ın seslendirdiği “İstanbul’da Olmak” adlı şarkısıyla Avrupa’daki siyasi mültecilerin hislerine tercüman olmuştur;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘yayılmışız dünyanın dört bir yanına&lt;br /&gt;kimisi ta Kopenhag’da, kimisi Paris&lt;br /&gt;bedenimiz orda burda dolanır amma&lt;br /&gt;çok hem de çok uzak yerde kalbimiz&lt;br /&gt;şimdi İstanbul’da olmak vardı anasını satayım&lt;br /&gt;püfür püfür bir vapurun yan tarafında&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göç Olgusu&lt;br /&gt;Bunun yanında mülteci olmayıp göç hakkında şarkılar yapan sanatçılar da vardır. Gülbahar Uluer, “Muhacir” adlı albümünde muhacirin (göçmen) tanımını “giderken bakışı ardında kalan” olarak tanımlamış, gittiği yerden zorunlu olduğu için ayrılan kişinin duygularını anlatmıştır. Ayrıca “Hoşçakal Doğduğum Topraklar” adlı şarkısında bir muhacirin yurdundan ayrılırken ki duygularını anlatmaktadır;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_xnAZ_0hHJOo/SJXY8YY0DrI/AAAAAAAAAKQ/wVmqoxUIlOg/s1600-h/101596_2.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5230325074110975666" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 111px; CURSOR: hand; HEIGHT: 90px" height="162" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_xnAZ_0hHJOo/SJXY8YY0DrI/AAAAAAAAAKQ/wVmqoxUIlOg/s320/101596_2.jpg" width="185" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;“Hoşça kal&lt;br /&gt;Gidiyorum doğduğum topraklardan&lt;br /&gt;Bilmiyorum nerdeyim hayatın sularında&lt;br /&gt;Ah...yurtsuz ömrüm neredeyim&lt;br /&gt;Kendini bulamıyor muhacir elim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1990’lı yılların ikinci yarısında ‘Güneşin Kızıyla Buluşmak’ adlı albümünde Metin Yılmaz sözleri Ahmet Telli’ye ait olan ‘Göç’ adlı bestesinde ;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göç oldu bir acıdan öbür acıya&lt;br /&gt;oysa sağrısı kurumamıştı atımızın&lt;br /&gt;Konar göçer olduk yedi iklimde&lt;br /&gt;tanığımızdır dağlar taşlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://bp3.blogger.com/_xnAZ_0hHJOo/SJXZYyS9LII/AAAAAAAAAKg/f4ob63tEVws/s1600-h/64417_2.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5230325562102066306" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 119px; CURSOR: hand; HEIGHT: 103px" height="119" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_xnAZ_0hHJOo/SJXZYyS9LII/AAAAAAAAAKg/f4ob63tEVws/s320/64417_2.jpg" width="133" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;Hilmi Yarayıcı 1999 yılında yayınladığı “Sürgün” adlı albümünde sözlerini İbrahim Karaca’nın yazdığı, müziği anonim olan “Sürgün” adlı şarkıda ülkesini bırakmak zorunda kalan kişilerin duygularını anlatmıştır;&lt;br /&gt;‘Delikanlı ömrümü sürgüne verdi geçen yıllar&lt;br /&gt;Unutamadım yine büyüdü sana gelen yollar’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni Türkü grubu “Dünyanın Kapıları” adlı albümlerinde Murathan Mungan’ın “Göç Yolları” adlı şiirini bestelemiştir; &lt;a href="http://bp0.blogger.com/_xnAZ_0hHJOo/SJXZ117WT7I/AAAAAAAAAKo/bQMEYBdWOq0/s1600-h/O5BOBCALVGBQ6CAJTOXT5CAJ6OB0DCA1W1RV1CAJ0HQGCCAQVIVM4CAR1V71WCA3X6UJ9CA6W1WIWCA94SRZZCADOI9DGCAZ3A5N6CA8PODCICAQOG9GQCAPMR2IOCA97H6UECACSLCGNCA5C4T90.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5230326061292998578" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" height="114" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_xnAZ_0hHJOo/SJXZ117WT7I/AAAAAAAAAKo/bQMEYBdWOq0/s320/O5BOBCALVGBQ6CAJTOXT5CAJ6OB0DCA1W1RV1CAJ0HQGCCAQVIVM4CAR1V71WCA3X6UJ9CA6W1WIWCA94SRZZCADOI9DGCAZ3A5N6CA8PODCICAQOG9GQCAPMR2IOCA97H6UECACSLCGNCA5C4T90.jpg" width="110" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;‘Göç yolları &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;Göründü bize&lt;br /&gt;Görünür elbet&lt;br /&gt;Göç yolları&lt;br /&gt;Bir gün gelir&lt;br /&gt;Döner tersine&lt;br /&gt;Dönülür elbet’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Grup yorum “İleri” adlı albümünde ülkesinde yerinden edilenler için “Göç Destanı” adlı enstrümantal şarkıyı bestelemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç Yerine&lt;br /&gt;Yazının sonuç bölümüne Zülfü Livaneli’nin şu sözleri denk düşmekte ve belki de bir temenni yerine geçmektedir;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ne böyle gurbet olsun&lt;br /&gt;Ne de böyle şarkılar”&lt;br /&gt;____________________________________________________________&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* Karalama Dergisinin 2. sayısında yayınlanmıştır.&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3613824965636374023-8389298102809612774?l=ozhanozguny.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozhanozguny.blogspot.com/feeds/8389298102809612774/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3613824965636374023&amp;postID=8389298102809612774' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3613824965636374023/posts/default/8389298102809612774'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3613824965636374023/posts/default/8389298102809612774'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozhanozguny.blogspot.com/2008/08/1980-sonrasi-mzikte-mltecilik-ve-g.html' title='1980 SONRASI MÜZİKTE MÜLTECİLİK VE GÖÇ İMGESİ*'/><author><name>Özhan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10008779048669561584</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_xnAZ_0hHJOo/TEYDRH4ffTI/AAAAAAAAAu0/hqoPhMkaGQ8/s72-c/36ab64253f9e22916b4b4da6981532bb_1264896749.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
