
“Gurbet” terim olarak Arapçada “uzakta olan” anlamına gelen “ğarib” kelimesinden gelmektedir.
Uzaklarda olmayan için pek bir anlam ifade etmeyen bu kelime, doğduğu yerden binlerce kilometre uzaklara ekonomik yoksunluğunu az da olsa gidermek için giden kişi ve geride bıraktığı kişiler için bir çok anlama gelmektedir …
Uzaklara gidenler, yaşadıkları duyguları çocuklarına koydukları isimlerle ifade etmiş ve bu isimlerle içlerini dökmüştür. Çocukların isimler genelde; “Özlem, Hasret, Sıla ille de Gurbet”tir. Sıla ismini koyan ebeveynlerin tek umudu bir gün sılaya dönüp gurbet hapishanesinden kurtulmaktır belki de…
Çevremize baktığımızda bir çok kişinin başta kendine olmak üzere eşi ve çocuklarına daha yaşanır bir hayat kurmak ve ekonomik yönden daha özgür olmak için gurbet hapishanesine kendilerini teslim ettiklerini görüyoruz. Her ne kadar süreli olarak yurtdışına giden “göçmen”lerin tanımında, “ekonomik sebeplerden dolayı “kendi isteğiyle” başka bir ülkeye giden” kişi cümlesi yer alsa da yaşadığı yerdeki ekonomik, sosyal ve çevresel etmenler kişiyi uzaklara gitmeye “zor”lamaktadır.
Gurbete giden kişi kendini her yönden kısıtlamakta, her türlü dışlanma, kötü koşul ve yalnızlığa uzaklardaki Hasret’ler, Sıla’lar, Gurbetle, Özlem’ler için katlanmaktadır.
Yurduna döndüğünde gurbettekine sorulan ilk soru “temelli mi geldin ?” cevap ise “bu sefer geri dönmek yok ölürüm de gitmem o çöllere” oluyor. Birkaç ay sonra biriktirdiği kısıtlı parayı tüketen kişi; sözünü tutamamanın verdiği mahcubiyetle, tutamayacağını bildiği “bu sefer son!” sözüyle gurbet hapishanesinin yolunu tutmaktadır maalesef…
Kimisi 3 yıl, kimisi 5 yılı kimi ise 25 yıl kalabilmekte… Geri geldiklerinde çocuklarına, eşlerine ve kendilerine daha iyi bir yaşam standardı sağlayan ya da sağlamayan babalar, eşleriyle, çocuklarıyla, arkadaşlarıyla yeniden tanışmaktadır.
Çocukluklarının, ilk gençliklerinin geçtiği sokaklarda, caddelerde, yollarda bir yabancı gibi yürümektedirler.
Gurbete gittiklerinde yaşadıkları duygunun aynısını bu sefer yurtlarında yaşamakta ve bu durumdan daha çok etkilenmektedirler. Artık “gurbet” ve “sıla” yer değiştirmiştir. Sıla 15-20 yıllarının geçtiği, sözde isteyerek ama mecbur kalarak gittikleri uzaklar olmuş; gurbet ise gerçek anlamda isteyerek geldikleri yıllarca hayallerini kurdukları güzel günlerin yaşanacağı tek yer olan sevdiklerinin olduğu yurtları olmuştur.
Anılarını anlatırken“bizim Tebük’te, Bir ara bizim kefil’le…” demeye başlayınca kendi yurtlarında ve gurbete gitmelerinin tek sebebi olan eşleri ve çocuklarıyla “anı”ları olmadığını anlamıştır.
Gurbetten dönen kişi sevdiklerine yabancı olmuştur. Ne kadar “keşke gitmeseydim” dese de gitmesinden daha makul bir çözüm bulamayan kişinin kafasında bir sürü soru işareti dolaşmaya başlamıştır bile…
Geçen yılların hesabını soracak kişileri aramakta ama bulamamaktadır.
Uzaklara giden kişinin giderken “Bu sefer son! bir daha gitmeyeceğim “ sözünü tutabileceği koşulların kendi ülkelerinde yaratılması için hep beraber bir şeyler yapmanın ve haklarımıza sahip çıkmanın zamanı çoktan gelmiştir diye düşünüyorum…
* Memleket Gazetesinde yayınlanmıştır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder