BAŞKA TÜRLÜ BİR ÜNİVERSİTE

Süleyman İLERİ
Özhan ÖZGÜN

“Üniversite” dendiğinde aklımıza gelen kavram “YÖK” oluyor. Konu YÖK olduğunda anlatacak kelime bulunmuyor ya da anlatılanlar bitmiyor. Nedir bu YÖK, başımıza neden musallat olmuştur, nerden çıkmıştır, neden böyle bir şeye ihtiyaç duyulmuştur. Fazla uzatmadan kısaca YÖK’e dair konuşmak bu durumda en iyi yol olarak görünüyor.

Bilindiği üzere Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) askeri darbe ardından üniversitede cereyan eden öğrenci hareketlerini bahane ederek kurulmuştur. Kurulur kurulmaz ilk icraatı çok sayıda akademisyen ve öğrencinin okullardan uzaklaştırılması hatta atılması olmuştur.

Asıl amacı toplum için bilim üretmek olması gereken üniversiteleri, büyük şirketlerin istekleri doğrultusunda yeniden tesis eden, adım adım yaptığı özelleştirmelerle eğitimin her geçen gün gelir bakımından daha üst sınıfın hizmetine sunan, dar gelirlinin okuma olasılıklarını ortadan kaldırmak YÖK’ün bir diğer icraatı olmuştur. Tek amacı kar etmek olan bu anlayış üniversiteleri ticarethaneye çevirip; alınan harçlar, kayıt paraları, bağışlar, kimlik paraları, kırtasiye masrafları, barınma ücretleri, ulaşım bedelleri, hologram ücretleri gibi adını telaffuz edemediğimiz bir çok masrafla öğrenciyi müşteriye çevirmekte geç kalmamıştır.

Bilimsel düşünceden, araştımadan, eleştiriden ölesiye korkan YÖK zihniyeti kendi dar görüşünü sürdürebilecek öğrenciler yetiştirmeyi hedefleri arasına koymuştur. 1980 öncesi üniversitelerle, günümüzü karşılaştırdığımızda bu konuda ne çok yol aldığını görebilmemiz mümkün, YÖK’ten önce üniversite öğrencilerinin günlük sohbetleri içine edebiyat, sinema, dünyada yaşanan olaylar, müzik gibi hayata dair konular girerken günümüzde bu konuşmaların yerini; okulu bitirince hangi şirkete girmek istedikleri, hangi kariyer günlerine katılmak gerektiği, özgeçmişini nasıl dolduracağı gibi konuşmalar almıştır.

YÖK bir taraftan içi boşaltılmış özünden uzaklaşmış üniversite ve öğrenci modelini var etmeye çalışırken, diğer taraftan düşünen, sorgulayan, tartışan, aydın öğrencileri; özel güvenlik birimleri, her köşeye konulan kameralar, soruşturmalar, uzaklaştırmalar hatta okuldan atmalara varan disiplin cezalarıyla hizaya getirmek için var gücüyle çalışmaktadır.

YÖK’ün marifetleri saymakla, yazmakla bitmeyecek gibi görünüyor. Durum şu an için iç karartıcı olabilir ama umut hala var. “Başka türlü bir şey” isteyen öğrenciler olarak bu iç karartıcı tabloyu rengarenk bir duruma çevirmek üniversiteleri toplum için bilim, teknik ve hizmet üreten, özgür ve ellerimizde, gözlerimizde, yüreğimizde yeter ki umudumuzu yitirmeyelim.

Sonuç olarak; “Başka türlü bir üniversite”, “başka türlü bir gelecek” istemek ve yaratmak için çalışmaktan başka bir şey gelmiyor elden…

* Öteki Sosyal Hizmet Dergisinin 3. sayısında yayınlanmıştır.

Hiç yorum yok: